|

Eşi ve 3 oğlu Kıbrıslı Rumlar tarafından banyo küvetinde katledilen Binbaşı Nihat İlhan vahşeti 39 yıl süren suskunluktan sonra Saygı Öztürk'e anlattı.
KIBRIS Türk Alayı Hastanesi'nin Baştabibi Binbaşı Nihat İlhan, hayatında hiç otobüs kullanmamıştı. Hastanedeki birkaç hastayı, ameliyat malzemelerini otobüsle çatışmaların yaşandığı Kaymaklı'dan götürmesi gerekiyordu. Alayda nöbetçiler dışında kimse kalmamıştı. Binbaşı İlhan, ameliyat malzemeleri ve sağlık gereçlerini meslektaşlarıyla otobüse yerleştirirken, birbirlerine 'Hadi, çabuk olun' diyorlardı. Askeri otobüsün şoförü yoktu. Kontak anahtarı üzerindeydi. Binbaşı İlhan, direksiyon başına geçti, aynaları kendisine göre ayarladı. Vitesle oynadı. Eli ayağı dolaşıyordu. Otobüs büyük bir gürültüyle çalıştı. Yanında doktor Ayhan Alkoç vardı. Yavaşça ilerlemeye başladı. Gecenin o saatinde, alayın yakınındaki Ermeni bakkalın açık olmasına hayret etti. Bu kişinin Yunan casusu olduğundan emindi. Bakkal, Türk askerlerinin gidişini görmüş, Binbaşı İlhan'ı otobüsün direksiyonunda gördüğünde hayret etmişti.
Binbaşının sürprizi: Bir araba
Kıbrıs fena karışmıştı. Türk ailelerini taciz ve tahrik etmek için gecenin bir yarısında evlerin kapısını çalıyorlardı. Binbaşı Nihat İlhan'ın alayda nöbette bulunduğu bir gece, evinin kapısı çalındı. Kapıyı açan Mürivet Hanım, kendisine İncil satmak isteyenlere, 'Kuran-ı Kerim getirin alayım' dedi ve kapıyı kapattı. Tahrikler öylesine artmıştı ki, Larnaka Köprüsü'nün önüne Rumlar bir tabela dikmişlerdi, 'Buradan Türk ve köpek geçemez' diye. İbadet sırasında camilere kurşun sıkılıyor, halkın namaz kılması engellenmek isteniyordu.
Kıbrıs'taki her gerginlikte Ankara ayağa kalkıyor, eline Türk bayrağını alan Anıtkabir'e koşuyordu. Kıbrıs'ta yaşananlara duyarlı olanlardan birisi de Binbaşı İlhan'ın eşi Mürivet Hanım'dı. Ankara'da 'Ya Kıbrıs, ya Taksim' diye bağıranlar, ön saflarda yürüyenler arasında o da yer alıyordu. Bugün Nihat İlhan'ın aklından 'Eşim Kıbrıs mitinglerine katıldığı için mi Yunan ajanlarınca mimlenmişti' sorusu geçiyor...
Mürivet Hanım, oğulları Murat, Kutsi, Hakan'la Kıbrıs'a gittikleri zaman kendilerini bir sürpriz bekliyordu. Binbaşı İlhan, kendisine sıfır kilometre Volkswagen otomobil almıştı. Binbaşı İlhan, sabahları işine otomobille gidiyordu. Çocuklar, babaları gelir gelmez otomobilin yanına gidiyorlar, otomobilinde 'şoförcülük' oynuyorlardı. Murat hep direksiyona geçiyor, Kutsi ağlayarak annesine şikayet ediyordu...
Kahraman hemşirenin öyküsü
Kaymaklı'da başlayan olaylar yayılıyordu. Gönyeli'de olaylar kontrol altına alınmıştı. Daha güvenli olduğu için hastane, yaralılar dahil Gönyeli'deki okula taşındı. Binbaşı İlhan, kapının önünde yaralı getirilip getirilmediğine bakıyordu. Uzakta bir hemşire gördü. Sırtında da bir yaralı. Gözleri doldu. Koştu, nefes nefese kalmış hemşirenin sırtındaki yaralıyı aldı. Hemşire, yaralıyı ta Kaymaklı'dan taşımıştı... Kıbrıslı hemşire, hastasının ameliyatında da başındaydı. Yaralı kendine gelip gözlerini açtığında hemşire karşısındaydı...
Hemşire gülümsedi, 'İyi ki fazla kilolu değilmişsin. Yoksa seni getirirken benim canım çıkardı' dedi. Yaralı Kıbrıs Türkü, sınıftaki Atatürk'ün fotoğrafını gördü. 'Ben neredeyim?' diye sordu. O sırada İlhan yanlarına geldi. 'Oğlum seni buraya hemşire hanım sırtında getirdi. Böyle fedakar insanları oldukça Kıbrıs hep Türk kalacaktır' dedi. Hemşire hanım, cebinden çıkardığı mendille, yaralının alnındaki teri sildi. Göz göze geldiler. Sessizliği, 'iki yaralı daha geliyor' sesleri bozdu...
Kıbrıslı Rumlar evi basıyor
Makineli silahla kapıyı tarayan Rumlar, eve girmek için uğraşıyordu. Silah seslerine uyanan Binbaşı İlhan'ın eşi sabahlığını giyerken, bir yandan 'Murat, Kutsi, Hakan, uyanın uyanın' diyordu. Silah seslerine ev sahibi Feride Hanım ve eşi Hasan da uyanmıştı. Rumlar, kapıyı omuzladılar. Karşılarına önce ev sahibi Feride Hanım çıktı. Yediği kurşunlarla o hemen öldü. Eşi Hasan, kendisini karyolanın altına attı. Yerden seken kurşunlardan birisi bileğine isabet etti. Acı içinde kıvranıyor, ama sesini çıkarmıyordu. Binbaşı İlhan'ın eşi, çocuklarını banyo kuvetine bıraktı.
'Ağlamayın kurtulacağız' diyordu. Kendisi banyo kapısının önüne çıktı. Gözü dönmüş Rumlar, çocukları arıyordu. Önce çocukları öldürecekler, annelerine acı çektireceklerdi. Rumlar'ın ne dediklerini anlamıyordu. Anne, kapının iki tarafına kolunu germiş, çocuklarının olduğu yere onları sokmuyordu. Rumlar içerde gelişi-güzel ateş ediyorlardı. Kimisi buzdolabını, kimisi çamaşır makinesini hedef alıyordu. Arada bir konuşup kahkahalar atıyorlardı.
Birisi Mürivet Hanım'ı kolundan çekti. O kapının koluna yapıştı. Diğeri elindeki silahın dipçiğiyle kapı kolunu tutan eline vurdu. Üçüncüsü karşısında gülüyor, diğeri ateş ediyordu. Kapıyı açtılar. Çocukları gördüler. Mürivet Hanım, 'Beni öldürün, yavrularıma kıymayın' diye yalvarmaya başladı. Birden onların önüne geçip küvetin içinde bulunan çocuklarının üzerine kollarını gerdi. Ağlamalara, yalvarmalara, Rumlar'ın kahkahaları karışıyordu. Annenin kollarından yakalayıp çocuklarının üzerinden kaldırdılar. O küçük banyoda kıyamet kopuyordu. Ne gelen vardı, ne giden...
22 Aralık'ı 23 Aralık'a bağlayan o soğuk, o uğursuz gecede banyoda silahlar patladı. Murat'ın kanı banyonun beyaz fayanslarına fırladı. Annenin haykırışı boşunaydı; gözü dönmüş Rumlar'ı daha da azgınlaştırıyordu. İnsanlık yok olmuştu. Karyolanın altındaki komşu Hasan nefesini tutmuştu. Küvette 27 boş kovan çıkmıştı!
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...!
|