Şehitlere son görev
Pazar günü Atatürk Anıtı önünde Kıbrıs şehitleri için tören düzenlenecekti. Binbaşı İlhan, konuşmasına 'Çocuklarıma bayrağı nerede görürseniz görün derlenip toparlanacaksınız. İstiklal Marşımız'ı duyduğunuz zaman hazır ola geçeceksiniz. Ülkemizi, tüm insanları sevmeleri için yetiştiriyordum' diye başladı. Kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Binlerce kişi ölüm sessizliği içinde şehit eşini, şehitlerin babasını dinliyordu...
O soğuk Pazar günü şehitlere Elazığlılar son görevini yerine getirdi. Binbaşı İlhan, şehitlerini toprağa verip, Ankara'ya gittiğinde, görev yeri olan Kıbrıs'a bir an önce gitmek, yaraları sarmak istiyordu. Ona, 'hayır' dediler. O artık Kıbrıs'a gönderilmeyecekti. Kıbrıs çıkartmasını öğrendiği zaman, gönüllü olarak gitmek istedi. Ona yine 'hayır' dediler.
Kıbrıs çıkartmasının ilk günlerinde ona bir mektup geldi. İçinde bir fotoğraf bulunuyordu. Zarfı açtı, önce fotoğrafa baktı: 'Lefkoşa'daki bizim ev' dedi. Mektup, 'Sevgili Kardeşim Nihat' diye başlıyordu. Mektubu gönderen ise Kıbrıs çıkartmasında bulunan ünlü komutanlardan Bedrettin Demirel'di. Şehitlerin kanlarının yerde kalmadığını, Kıbrıs Türkü'nün esaretten kurtulduğunu bildiriyordu...
Eşi ve çocuklarının şahsi eşyalarını, çocuklarının çok sevdiği 1963 model Volkswagen'i Kıbrıs'tan Elazığ'a getirtti. O otomobile hep gözü gibi baktı. Eşi ve çocuklarının anısını saklayan bu otomobile arada bir bindi. Bindiği zaman otomobilinde hep onların oynayışlarını, sevinç çığlıklarını, ağlayışlarını duydu.
39 yıllık otomobili 39 bin kilometre bile yol kat etmemiş. Nihat İlhan, bazen otomobilini garajından çıkarıp uzaklaşıyor. Arada bir arka koltuklara bakıyor, 'Murat, Kutsi' diyor. Hakan daha küçük. Ne söylediğini anlamazdı bile. Seslerini duyamayınca bir kez daha sesleniyor. Yine cevap alamıyor. O yoğun trafikte dikiz aynasından arka koltuğa bakıyor... Onları göremiyor... Heyecanlanıyor. Sağ koltukta eşi de yok...
Sonra anımsıyor. Otomobilini bir kenara çekiyor. Sigarasını yakıyor. Otomobili garajına bıraktıktan sonra abdest alıp 'Mürivet', 'Murat', 'Kutsi', 'Hakan' adını verdiği çamların dibinde ruhlarına Fatiha okuyor. Eline hortumu alıyor dallarına tutuyor. Dallar sallandıkça eşi ve çocuklarının 'teşekkürlerini' duyar gibi oluyor... O yorgun beden birden beyaz bir kelebek olup sallanan dalların üzerine konmak istiyor...