MUHTEŞEM SÜMERLER
Irak'ın güneyinde

Dicle ve Fırat kıyılarından uzaklaşır uzaklaşmaz

çölü andıran

geniş bozkır alanlarının yayıldığı görülür. Bu uçsuz bucaksız düzlüklerde

yer yer

heybetli tepeler belirir. Çünkü kumla örtülü bu tepelerin altında

büyük sitelerin kalıntıları yatmaktadır. Bu siteler

Sümerler adı verilen bir halk tarafından kurulmuştur. Artık

kavurucu çöl rüzgarlarının önüne katıp sürüklediği kumlardan başka birşey görülmeyen

sadece çakalların ve akbabaların yaşadıkları bu yerlerde

kırk beş yüzyıl önce

kanallarla çevrili

bahçelerle bezenmiş cıvıl cıvıl şehirler yükseliyordu. Bugün ise

bir ölüm sessizliği hüküm sürüyor.....
Linkleri Üyelerimiz Görebilir.
Yukarıdaki cümleler ünlü arkeolog Guy Rachet'ın sözleri. Sadece tarih kitaplarından bir konu olarak akıllarda kalan bu ihtişamlı ülke

aslında günümüzdeki topluluklar kadar gerçektir. O zamanın insanları da aynı bizler gibi yaşamışlar

mimarileriyle büyüleyici kentler kurmuşlardır.
Dönemin kraliçesi Puabi için yapılan cenaze töreni oldukça dikkat çekicidir. Çeşitli kaynaklarda bu törenle ilgili bilgiler aktarılmıştır. Kraliçenin ölü bedeninin eşsiz bir ihtişamla süslendiği

vücudunun üst kısmının altın ve gümüşten boncuklarla ve lacivert taşı

kırmızı akik

Kadıköy taşı

babakoru gibi kıymetli taşlardan incilerle bezenmiş bir örtüyle örtüldüğü; örtünün aşağısındaki püsküllerin

yine aynı taşlardan yontulmuş incilerden yapıldığı aktarılmıştır. Ayrıca kraliçenin başına ağır bir peruk

onun üstüne de taç yaprakları mavi ve beyaz ağır kakmalarla bezenmiş som altın çiçeklerden

gürgen ve söğüt yapraklarından bir başlık takıldığı da görülmüştür. Kulaklarını süsleyen küpelerde

ölünün yanıbaşına konulmuş mücevherlerde

iğnelerde ve ihtişamlı başlıklarda altının 1 parıldadığı söylenmiştir.
Kısacası Sümer medeniyetinin önemli bir ismi olan Kraliçe Puabi

muhteşem bir cenaze töreni ve cenaze levazımatı ile gömülmüştür. Cenaze ile birlikte mezara konulacak diğer hazineler

anlatılanlara göre

silahlı muhafızlar ve uşaklar tarafından ancak taşınabilmiştir.
Ancak elbette mezara sahip olduğu hazinelerle birlikte girmesi

kraliçe Puabi'yi iskelet haline gelmekten koruyamamıştır. O da diğer tüm insanlar gibi

hatta belki küçümsediği ve hakir gördüğü fakir ve zayıf insanlar gibi

toprağın altına girmiş

orada çürümüş

bedeni bakterilere yem olmuştur. Bu örnek

insanın

ne denli zengin ve ihtişamlı bir yaşam sürerse sürsün ve malına ne kadar güvenirse güvensin

sonuçta bunların ona hiçbir yarar sağlamayacağını gösteren ilginç bir ibrettir.
GİRİT UYGARLIĞI
Avrupa'nın ilk büyük uygarlığı olan Girit

MÖ XIV yy başlarında

birdenbire yok olmuştur. Bundan önce

Akdeniz'in en güzel yerlerinden olan Girit adasına

Milattan 2000 yıl önce

Asya ve Yunanistan'dan gelen insanlar yerleşmişler

muhteşem saraylar inşa etmişlerdir. Ancak buradaki halkın en dikkat çekici özelliklerinden birisi

sapkın bir eğlence anlayışına sahip olmalarıdır. Ancak sonunda büyük bir felaket olmuş

Girit'in kuzeyindeki Kyklades takım adalarından biri olan Thera adasındaki yanardağ patlamış

bu korkunç patlamayı Girit saraylarını yerle bir eden çok şiddetli bir deprem izlemiştir.2 Yanardağın külleri Girit semalarına kadar bütün göğü karanlığa boğup

yıkılan sarayların üstüne çökerken

aynı anda görülmedik bir deniz kabarması da Knosos'un limanı Amnisos'u sulara gömmüştür. Girit saraylarının yıkılışı gerçekten çok ürpertici bir şekilde gerçekleşmiş; dev bir dalga bütün kıyı kentlerini bir anda sulara gömmüştür.
Pek çok yönden dönemin en önemli uygarlıklarından biri olan Girit Uygarlığı

belki de kendisini bekleyen bu sonu hiçbir zaman tahmin edemezdi. Art arda meydana gelen felaketler

o muhteşem yapıları tamamen yok etmiş

insanların neredeyse tümünün helak olmasına neden olmuştur. Geride ne kendi zenginlikleri ile övünen insanlar

ne övündükleri zenginlikler

ne de hiç bitmeyeceklerini sandıkları hayat kalmıştır. Geride kalan sadece yıkık dökük bir şehir ve artık var olmayan bir medeniyettir