![]() |
YAŞLILIK
Bir adam, arkadaşına hastalığından dert yanıyordu: — Hele şu sağ bacağımdaki romatiz* manın verdiği acıya hiç dayanamıyo* rum, dedi. Nedeni nedir, acaba? — Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan. Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri. Adam: — Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ ba* cağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor? |
ilk fıkra benden olsun
adamın biri sekreteriyle şehir dışına toplantıya gidiomuş hava muhalefeti sebebiyle yolda kalmışlar arabadan inip geceyi geçirecek bi yer arıolarmış ki bi kulübe bulmuşlar kulübede bi yatak bi keç battaniye bi de uyku tulumu varmış sekreter yatagı almış adam da tulumda yatıo adam tam uyuycakken sekreter: -ali beeeeeeeeeey ben çok üşüooom. adam kalkıp bi battaniye vermiş adam tam uykuya dalıoken sekreter: -ali beeeeeeeeeeey ben çok üşüom adam kalkıp yine bi battaniye vermiş tam uyuycakken sekreter yine: -ali beeeeeeeeeeeey ben çok üşüom adam: -burası ıssız bi yer kimse yok evliymiş gibi davransak bişi olmas heralde! sekreter: -oluuuuuuuur adam: -o zaman kalk ve kahrolası battaniyeni kendin al! __________________ |
Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili
önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden birinin evine telefon etmesi gerekir. Adamın evine telefon eder ve karşı taraftan fısıldayan bir çocuk telefonu açar: - Alo... Bu kadar önemli bir konuyu bir çocukla konuşmak istemeyen patron sorar: - Baban evde mi? Çocuk fısıldayarak yanıt verir: - Evet... Patron sorar: - Onunla konuşabilir miyim? Çocuk fısıldayarak yanıt verir: - Hayır... Patron şaşırarak: - Peki annen evde mi? Çocuk fısıldayarak: - Evet... Patron sabırla devam eder: - Peki onunla konuşabilir miyim? Çocuk yine fısıldayarak: - Hayır... Patron çocuğun yanıtları karşısında şaşırır ve en iyisinin bir büyükle konuşmak olacağını düşünerek sorar: - Orada başka kimse var mı? Çocuk fısıldayarak: - Evet... Bir polis memuru var... Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen adam sorar: - Memur beyle konuşabilir miyim? - Hayır... Şu anda meşgul... İyice meraklanan patron: - Neyle meşgul? Çocuk fısıldayarak yanıtlar: - Annem, babam ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor... Meraklanan ve endişelenen patron, telefondan gittikçe artan bir gürültü duyar ve sorar: - Peki bu ses de ne? - Bir helikopter... Panikleyen patron: - Neler oluyor orada? Çocuk hala fısıldayarak: - Arama kurtarma timi geldi... Patron endişeli ve neler olduğunu bilmemenin kızgınlığı içinde: - İyi de neyi arıyorlar? Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak yanıt verir: - Beni :-) |
adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..." Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir : - Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!" |
Einstein bir çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför,
'-Dr Einstein,' dedi, sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum.' Yaşlı adam pası almıştı. '-Pekala,' dedi, 'şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim ve sen konuş.' Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi: '-Böyle basit bir şeyi sormanız gerçekten çok garip,' dedi, 'şimdi arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim.' |
temel ile dursun, hayatlarında ilk olarak klasik müzik konserine gitmeye karar verirler. biletler alınır ve konser günü konser yeni yeni başlamışken salona girilir. temel biletin ustundeki koltuk numaralarından yerlerini bulur ve otururular.
temel bu sırada yandaki top sakallı entel bir abimize dönüp sorar: -ha beyefendu,bu nedur da çaliiler şimdu? -mozart'ın 40. senfonisi -uyy!!haçan desene biz çok gec kalmişiz |
Sifon
Temel Dallas'taki kuzeni Dursun'u görmeye gitmiş. Dursun Temel'i havaalanında karşılamış. Beraberce dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış 10 metre boyunda bir limuzin! "Uyyy, amma da büyük bu, daa!" Dursun hafifçe gülmüş: "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yola çıkmışlar, Dursun'un çiftliğinin kapısından içeri girmişler. Git git bir türlü eve varmıyorlar. Temel şaşkınlık içinde: "Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!" Dursun gene hafifçe gülmüş. "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Neyse, akşam olmuş, yemek salonuna geçmisler. Salonun ortasinda kocaman bir masa. Bir ucunda Temel bir ucunda Dursun. Temel Dursun'u taa uzaktan zor seçiyor. "Uyy!" diye bağırmış: "amma büyük masa, daa!" Dursun'un sesi gelmiş "Temel'im burası Amerika! Burada her birşey büyük!" Yemekten sonra Temel'in tuvalete gitmesi gerekmiş. Dursun: - "Temelim, alt kata in, soldan üçüncü kapı" diye tarif etmiş. Temel alt kata inmiş ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun oldugu yermiş. Heryer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış: - "Sifonu çekmeyiiin!! Sifonu çekmeyiiin!" |
Babada kalacaktır
Boşanma davasında kadın, hakime talebini gerekçesi ile açıklamış: - "Sayın hakim, çocuğun bende kalmasını istiyorum. Onu dokuz ay karnımda taşıdım." Hakim kocaya sormuş: - "Karınızı duydunuz. Bir diyeceğiniz var mı?" Adam "Var tabii" demiş ve anlatmış: - "Sayın hakim. Farzedelim ki canınız bir kutu soğuk kola istedi. Makineye parayı attınız ve kola geldi. Şimdi bu kola makinenin midir, yoksa parayı deliğe atanın mı?" Hakim sekreterine dönmüş: - "Yaz kızım. Çocuk babada kalacaktır..." |
Benim kim olduğumu biliyor musun?
Üniversitenin büyük amfisinde 800 kisinin katildigi bir imtihan... Süre iki saat... Profesör son derece sert ve sürenin esnetilmesine imkân yok. Cevaplari yetistiremeyen kaliyor. Bu yüzden bütün talebeler haril haril kâgit dolduruyorlar. Ama birisi agirdan gidiyor. Biraz düsünüyor biraz yaziyor. Hiç aceleci bir hâli yok. Derken süre doluyor. "Getirin kâgitlari çocuklar" diyor profesör ve herkes bitirebildigi kadariyla kâgidini getirip masanin üzerine koyuyor. Veren çikiyor, veren çikiyor, masanin üzerindeki kâgitlar birikiyor. Sinifta hiç talebe kalmiyor. Bir kisi hâriç. Bizim agirdan giden talebe hiç istifini bozmadan yazmaya devâm ediyor. Böylece biraz daha zaman geçtikten sonra, bizimki kalkip kürsüye gidiyor ve kâgidini bir sonraki ders için hazirliklarini tamamlamakta olan profesöre uzatiyor. Profesör kizarak: -Hayir! Çok geç kaldin. Artik senin kâgidini alamam... Bizimki ters ters bakiyor: -Sen benim kim oldugumu biliyor musun? -Yoo, aslinda bilmiyorum. Ne olacak? -Iyi öyleyse, diyor bizimki ve yigili duran imtihan kâgitlarinin bir kismini kaldiriyor ve araya kendi kâgidini koyup kâgitlari tekrar düzeltiyor. Sonra da: -Iyi günler hocam, deyip profesörün saskin bakislari arasinda yürüyüp gidiyor. |
Bir iki üç iç..
Hitler'in gözü İngiltere'de ama oraya gitmesine imkan yok. Çünkü bir sürü tankı var ama savaş gemisi yok.. Bir gün yardımcıları ile Manş denizinin kıyısına geldiğinde "Denizi kurutup tankları karşıya geçirmek" gibi müthiş bir fikir geliyor aklına.. Ve hemen emir veriyor. Tüm Alman ordusu denize girecek ve denizin suyunu içip bitirecek... Hitler emir verdimi akan sular durur.. Eline kaşık, kepçe, maşrapa alan tüm asker denize giriyor ve komutan emri veriyor. "Bir iki üç iç.. Bir iki üç iç.. Bir iki üç iç.." Bu komutla askerler bütün gün deniz suyunu içiyorlar ve gece olunca istirahate çekiliyorlar. Bir hafta sonra müthiş planının ne halde olduğunu görmek üzere Hitler deniz kenarına geliyor. Görüyor ki denizde bir litre bile eksilme yok.. Tam dönüp komutanlarına bağıracağı sırada karşı sahillerden bir ses duyuyor... "Bir iki üç çişşşşş.. Bir iki üç çişşşşşş.. Bir iki üç çişşşşşş.." |
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:13. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.