Geri git   CurcunaForum.Org > Aşk,Sevgi - Muhabbet > Güzel Sözler,Mektuplar
Kayıt ol Yardım Topluluk

Güzel Sözler,Mektuplar Aşk'ın kağıda döküldüğü bölüm.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-04-2007   #1
Profil
Üye
 
[αℓiєиѕ] - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
Bulunduğu yer: SaMsUn - 55
Mesajlar: 855
Üye No: 12

Seviye: 26 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Canlılık: 0 / 630
Çekicilik: 285 / 33351
Tecrübe: 20

Teşekkür

Teşekkürler: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi
Rep
Rep Puanı : 589
Rep Gücü : 24
İtibar :
[αℓiєиѕ] is a name known to all[αℓiєиѕ] is a name known to all[αℓiєиѕ] is a name known to all[αℓiєиѕ] is a name known to all
[αℓiєиѕ] - MSN üzeri Mesaj gönder
16 Bir Aşk Uğruna....

Çoğunlukla aynı başlar tüm peri masalları…
Zamanın birinde cesur bir prensle güzel bir prenses yaşar. Ve onlar, birbirlerini gördükleri anda zaman artık onlar için akar…
Sevgiliye kavuşma uğruna çekilen tüm ızdıraplar,ne prensi ne de prensesi yolundan alıkoyar… Yani ne prens vazgeçer sevdiğinin buğulu gözlerinden, ne de prenses bıkar sevdiğinin yolunu gözlemekten.
Bir an olsun ikisinin de yüreğine ihanet düşmez. Bir an bile bir öncekinden daha az sevmezler birbirlerini. Sevdiklerine bir eş biçmezler asla. Bir an bile incitmez bu bekleyiş sevenleri…

Ve çoğunlukla aynı biter masallar…
Sevenler ölmez aşkları için. Aksine yaşamak için severler birbirlerini. Ruhlarını her dem sevgiyle beslerler. Bir an bile ümitsizlik düşmez yüreklerine. Ve sonunda gözyaşının harcı mutluluk çalıverir bir anda kapılarını. Kavuşurlar birbirlerine. Bu uğurda nice zorluklar göğüslemişlerdir. Çünkü yaşamın tohumudur sevgilinin gelişini ümit etmek.
Beklemişlerdir…
Ve kavuşmuşlardır…

Bildiğim bir öykü daha var…
Yaşayanlardan başka kimsenin sırrına eremediği…

Zamanın birinde uzak diyarlardan birinde bir prens yaşarmış… Fakat o prensin diğerleri gibi ne altından sarayları, ne bembeyaz bir atı, ne de zümrütten bir tahtı varmış… Yalnızca altın gibi bir yürekmiş sahip olduğu…
Ülkenin birinde bir de prenses yaşarmış ondan habersiz. İnciden bir gülümsemesi varmış da kimseler göremezmiş bunu. Çünkü prenses hiç gülmezmiş. Çünkü üzmüşler onu.
Yıllarca birbirinden habersiz yaşamış bu prens ve prenses. Tanrı biliyor ya hep bir tarafları eksik kalmış bu yüzden. Bir mucize ki hiç ummadıkları bir yerde kesişivermiş yolları.
Prenses daha ilk görüşte vurulmuş prense. Gözlerini kırptıkça yıldızlar boşalır olmuş kirpiklerinden. İncileri daha bir parlar olmuş.


Günlerce hiç sezdirmeden sevmiş prensini. Onun bir başkasını sevebilme ihtimaline aldırış etmeksizin, bir gün kendisini fark edeceği anı sabırsızlıkla beklemiş…
Ümidini hiç kaybetmemiş… Onu sevmekten hiç vazgeçmemiş…
Avuçlarını hep; Tanrının, prensinin de onu sevebilme ihtimalini almaması için açmış göklere… Ve bir tılsım ki sonunda prens de vurulmuş prensese. Gel gör ki masal bauda bitmemiş…
Prens, sonunda söyleyivermiş sevdiğini prensese. Ve nedendir, prensesin ağzından çıkmamış bir türlü bu kelime. Çünkü annesinin, saçlarını okşayarak anlattığı masallar hep böyle güzel başlarmış da mutlu sonun bu kadar çabuk geldiği görülmezmiş. Onun dinlediği masallarda prensler nice zorluk göğüsler, nice ızdırap çekermiş sevdiğine kavuşmak ümidiyle. Biraz da bu bağlarmış onları sevdiklerine.
Ve sırf bu yüzden mühürlemiş dudaklarını prenses. Susmuş… İçine akıtmış tüm sevgisini. Çünkü prensinin onu sevmeme ihtimaline rağmen hiç vazgeçmemiş sevgisinden. Onun sevgisini de gerçek kılan buymuş zaten. Bilmek istemiş prenses. Prensi de kendisini böyle sevebilir miymiş. Bu yüzden bırakmış prensini kendine bağlayan tüm ipleri. Salıvermiş onu sonsuzluğa. Şayet yanında kalırsa prens sevgisini ispat edecekmiş. Ama edememiş.
Prens, prensese duyduğu bu büyük sevginin kendisine ağır geldiğini söylemiş… Bırakıp gideceğini diyecek olmuş, o an ki; prensesin boğazına bir yumruk düğümlenmiş. Tüm sevgi sözcükleri dilinin ucuna kadar gelmiş de bir türlü çıkmak bilmemiş.
Çaresiz susmuş prenses… Çünkü prensi onu sevmekten vazgeçecekse onu durdurmaya yeltenmeyecek kadar gururluymuş…
Ama gel gör ki ağır basmış sevgisi. Dayanamamış yokluğuna. Kırmış sonunda prensin zincirlerini ve uzatmış ellerini. Ne var ki prens çoktan kabullenmiş prensesinin onu kendi gibi sevmediğini… Yine de soluksuz koşmuş kollarına. Prens böyle yaşamaya da alışmış zamanla…
Onların aşkının önündeki tek engel prensesin bu büyük sırrı değilmiş. Tanrı prensesin aşkını sınamak için onun yoluna bir başkasını çıkarmış. Ve onu prensin en yakını, dostu, sırdaşı yapmış. Prens yoluna çıkan bu başkasıyla hem kendini hem de prensin sevgisini sınamış. Tanrı biliyor ya prensesin gönlü bir an olsun kaymamış o “başkası”na. O prensine asla ihanet etmemiş. Ama prens bunu asla bilememiş. Çünkü prenses söyleyememiş.
Yeniden ayrı düşmüş sevenler. Fakat dayanamamışlar fazla. Birbirleri olmadan geçen her saniye, yaşamlarından çalmış. Sonunda bu acıya daha fazla dayanamayıp kavuşmuşlar birbirlerine.
Prens, sevdiğine…
Prenses de asla söyleyemediğine…

Oysa prenses her gittiğinde geri dönüşüyle, ondan başka herkesi yok bilişiyle anlatmaya çalışmış sevdiğini ama prens bir türlü farkına varamamış.
Oysa onlar aşkların en temizini en güzelini yaşarmış da bunu bir tek prens anlamazmış…
Prens, prensesini “bir gün sana dokunabileceksem, o an ellerinde ölmeye razıyım” diye severmiş. Oysa prenses, ona bir gün sevdiğini söyleyebilecekse; çekip gitmesine bile razı olduğunu asla söyleyememiş.
Bir gün prenses yorgun düşmüş. Taşıdığı bu büyük sır, ruhuyla birlikte bedenini de eritmiş. Fakat prenses bu sırrı taşıdığı her saniyenin bedenini eritmesine aldırmaksızın karşılamış acıları. Çünkü Tanrının prensin aşkını sınamak için verdiği bu fırsatı tepemeyecek kadar çok sevmiş onu. Ve öyle ki; uğruna terk edilmeyi bile göze almış. Şayet terk ederse prensin aşkının gerçek olmadığını anlayacakmış. Ve bunun olmaması için Tanrıya geceler boyu yalvarmış…
Gün geçtikçe tükenmiş prenses. Hiçbir tanısı yokmuş bu yorgunluğun . hiçbir ilacı, hiçbir dermanı yokmuş. Sonunda anlatmaya karar vermiş her şeyi.
Sadece “hastayım” diyebilmiş. Başka bir şey demeyince prensin elinden bir şey gelmemiş. Oysa hiçbir doktorun çaresini bulamadığı hastalığın tek şifası prensin sevgisiymiş. Başını omzuna yasladığı vakit tüm acıları dinermiş de bunu bir türlü söyleyemezmiş…
Prens, prensesinin karşısında eriyip gitmesine kayıtsız kalmıyormuş fakat çaresi yokmuş. O iyi olsun diye canından vermeye razıymış da elinden gelmiyormuş…
Bir öfke anidir; sonunda hem karşılıksız sandığı sevgisine hem de prensesin tarifsiz acısına katlanamayıp patlamış bir anda. Bir fırtına misali, bunca zaman bunca emekle birlikte büyüttükleri bu benzersiz sevgiyle birlikte önüne her çıkanı rüzgarına katıp yıkmış bir anda. Prens sonunda dayanamamış. Karşılıksız sevmeyi kaldıramamış. Oysa bunca zaman tek başına emek vermemiş bu sevgi için. Prensesine;”SEN AŞK DEĞİL EFSANE ARIYORSUN” derken, yaşadıklarının bir efsane olduğunun farkına varamamış.
Bir süre o yıkıntının arasında dolaşıp durmuş prens. Yüreğinin rüzgarına kapılıp oradan oraya savrulmuş…
Prenses bu acıya daha fazla dayanamayıp çok uzaklara gitmiş. Günlerce yaş yerine kan boşaltmış gözlerinden. Tek sırdaşı gece olmuş… Geceye kusmuş tüm hislerini…
Gözyaşlarının sel olup ırmaklara karıştığı günler-geceler boyu çok sevdiği prensinden tek bir haber bile gelmemiş. Tek tesellisi; mutluluğun nice uykusuz geceden sonra geldiği, fakat ayrılığın hiç gecikmediğiymiş.



Ve sonunda…
Bir mucize ki prens dayanamamış, yazmış…
Süt beyaz bir güvercin ayağına bir pusula bağlayıp yollamış sevdiğinin diyarına. Pişmanmış prens. Prensesini düşünmekten, tek bir gece bile uyuyamamış gittiğinden beri. Hayatına giren en güzel şeyle birlikte yarattıkları mucizeyi bir çırpıda yıktığı için lanet ediyormuş kendine. Fakat her şeye rağmen “affetme” diyormuş prensesine. Meğer prens bu cezayı hak ediyormuş. Onsuz kalmakmış prensi ehlileştirecek en büyük ceza. Bu çok ağırmış ama taşıyabilirmiş. Prensesini çok sevse de, o mutlu olacaksa onsuz ölü gibi de olsa yaşamayı ceza biçmiş kendine.
Ne olursa olsun affetmiş prenses ve dönmüş sonunda. Çünkü prensin kendine biçtiği bu ceza, er geç onu da öldürürmüş. O prens kadar cesur değilmiş çünkü. Her şeye katlanırmış. Tüm acılara, tüm ızdıraplara, hatta ölüme bile. Yalnızca onsuz kalmakmış dayanamadığı.
Ne var ki döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değilmiş. O ana dek sevgisini, kendisinden hiç vazgeçmeyerek kanıtladığını düşündüğü prensini bir yabancının kollarında bulmuş.
Yıkılmış prenses…
Kimselere diyememiş…
Günlerce acısını aşkıyla birlikte içine akıtmış. Ne var ki; yüreğinde alevlenen yangını, sel olup akan gözyaşları bile söndürmeye yetmemiş…
Prens, çok sevdiği prensesini, “en yakın dostum” dediği “bir yabancı”yla aldatmış. Tanrı biliyor ya, prensesin sevgi dolu yüreği o yabancıyı bu güne dek hiç kabul etmemiş. Nedenini de işte o an anlamış…
Oysa prens, prensesi için nice geceler o “yabancı”nın omuzlarında ağlarmış. Prens sevdiğini bir tek ona anlatırmış. Bir tek o unuttururmuş yüreğine sonu gelmeyen acıyı. Ve belki de prens, teselli bulmak için demirlemiş yüreğini o yabancınınkine.
Oysa prensin, dindirdiği gözyaşları; prensesin yüreğinde hayat bulmuş. Her gece ağlar olmuş prenses. Yüreğini serinletmeye bir damla bile düşmemiş onca zaman.
Kavuşmalarına bir adım kala, tek bir hamlesiyle yıkmış her şeyi prens. Geride koca bir enkaz bırakmış. Ve o enkazın üzerinde yeni bir hayat kurmuş. Ağlamıyormuş artık. Prensesini unutmuş. Artık prens mutluymuş.
Oysa prens o güne değin hiç anlamamış. Prenses yalnızca onu sevmek için uyanırmış her gecenin sabahına. Onsuz geçen bir tek saniyeyi bile yaşanmış saymazmış. Yalnızca onu sevmek için kırarmış yüreğinin tüm zincirlerini. Zaman yalnızca onu sevebilmek için akarmış. Ve çokça zaman ağlarmış içinde taşıdığı bu büyük sırrın acısından. Prenses, prensini; prensse onun yokluğuna bıraktığı izleri severmiş.

Yalnızca kavuşamadıklarında adının aşk olacağına inanırmış prenses. Ve bu uğurda harcamış kendini; koca bir ömrü harcar gibi…
Oysa prens yalnızca bir adım bekleseymiş, prenses her şeyi anlatmaya gelecekmiş. Fakat sevdiğini bir ”yabancı”nın kollarında buluvermiş. Ve o an aşkların en güzelini toprağa vermiş. Geride prensi için karaladığı şu satırlar kalmış…

“Işığı çok özlediysen gözlerinin kamaşmasına razı ol da aç gözlerini sevdiğim… Beni gönül gözüyle gördün dünya gözüyle görmenin zamanıdır şimdi.
Yüreğime aşkın öyle bir yer etti ki senden başka kime dokunsam, ateş olur; yakar beni… Sana yar olurum da senden başkasına kardeş. Var olmaksa sensin… Senden başka kim varsa yokluğumdur.
Senin elinden her iksiri içerim de senden başkasının sunduğu gül şerbeti bile arsenikten acı gelir…
Sen nasıl bir sevgilisin ki bana uzandığında yüzüme gölge etmeyi bile ihanetten sayarsın… Tanrı dileklerini kabul etti sevdim seni. Nasılsan öyle kabulümsün. Canın sende kalsın, gönlün yeter bana…
Gel al beni sevdiğim
Gecikirsen vebaldesin… “

Prens bu satırları asla okuyamamış. Çünkü eline geçmeden kendini başka kollara bırakmış. “sonsuza dek onu bekleyemezdim” demiş… Meğer prensin sevgisi koca bir yalandan ibaretmiş…
Yaşanan belki de bir peri masalından çok, hüzünlü bir hikayeymiş…



Sonunda her şey başa dönmüş yeniden…
Prenses bir prens sevmekteymiş, fakat prens bunu hala bilmezmiş.
Bu kez hikayede eksik olan ümitmiş…
Çünkü artık her şey için çok geçmiş…



Dünyada hiç kimse kendisine duyulan bir aşkı böylesine boşa harcamamıştır.
Ve hiç kimse,
Bir aşk uğruna kendini, böyle bir ateşin içine atmamıştır…
__________________

Jeff Hardy=SmackDown2009
http://www.curcunaforum.org/wwe-raw-...c-t101677.html

Click the image to open in full size.

Click the image to open in full size.
[αℓiєиѕ] is offline [αℓiєиѕ] isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
bir, ugruna


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:38.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.