![]() |
#1 |
işletmelerin çevresel ilişkileri ve amaçları
İŞLETME ÇEVRE İLİŞKİSİ
İşletme, birbirleriyle ilişkili çok sayıda değişkenin karşılıklı etkileşim içinde olduğu bir çevrede faaliyet gösterir. “Çevre” için -genel olarak- bir kişi veya topluluğu etkileyen fiziksel ve sosyal şartların tümü diyebiliriz. Bu bağlamda işletmeler açısından çevreyi başlıklar altında toplamak gerekirse bu aşağıdaki gibi incelenebilir. 1.Doğal Çevre 2.Ekonomik Çevre 3.Sosyal ve Kültürel Çevre 4. Siyasal ve Yasal Çevre 5.Teknolojik Çevre 6.Sosyal (Dış Çevre) İlişkileri İşletme bu çevrelerin hem içinde hem de dışında kalarak karşılıklı etkileşim içine girmektedir.İnsanoğlunun varlığını idame ettirebilmesi için -örneğin yaşadığı iklime göre- kendini dengelemesi gerekir. Ayrıca yine insanoğlu yaşadığı çevreyi kendine benzetmeye de çalışır. Aynı durum işletmeler için de geçerlidir. Bu geçerli durumu işletmenin çevre koşullarının oluşturduğu düşünülürse, işletme-çevre ilişkisini işletmenin iç çevre ilişkileri ve dış çevre ilişkileri olarak iki ana başlık altında incelememiz gerektiği ortaya çıkar. İŞLETMENİN İÇ ÇEVRE İLİŞKİLERİ İşletmelerin her ne kadar yapıları ve stratejileri aynı gibi görünse de aslında her biri farklı farklı özelliklerden meydana gelmişlerdir. Ve bu farklı özelliklere rağmen işletmelerin evrensel kabul edilen bazı özelikleri de bulunmaktadır. İşletme amacına ulaşmak için kullanacağı insan emeğini oluşturan çalışanlarının oluşturduğu grup,bölüm dolayısıyla kişiler arası ilişkiler söz konusu olacaktır. Bu ilişkilerin tümü işletmenin iç çevresini oluşturmaktadır. İŞLETMENİN DIŞ ÇEVRE İLİŞKİLERİ İşletmenin içinde faaliyet gösterdiği sosyal ve fiziki ortamlar olarak tanımlamak mümkündür. İşletme çevresel koşullarını oluşturan, kendi dışında yer alan sistemlerle de bir ilişki içindedir.İşletme bütünün bir parçası olan diğer alt gruplarla yani dış çevresi ile uyumu gerçeğe dönüştüremediği taktirde, faaliyetlerini sürdürmesi, etkinliğini ve varlığını koruması olanaksızlaşacaktır. Tarihten günümüze ulaşan gelişmeler, toplumdaki beklenti ve taleplerin değişmesi, davranış biçimlerinin farklılaşmalarının bir sonucu olarak görülebilir. Dolayısıyla sanayileşme, yönetim ve teknolojinin birleşik etkilerinin çarpıcı ve karmaşık olduğu yoğun bir değişim yaşanmaktadır. Bu hızlı değişim dünyada kuruluşlar ve insanlar arasındaki ilişkilere de bir hareketlilik getirmektedir. İşletme bir açık sistem olmanın uzantısı olarak, dış çevre ile karşılıklı bir ilişki içinde olması nedeniyle doğal olarak bu değişimlerden etkilenmektedir. Bir işletmenin girdilerini oluşturan her biri birinden farklı sosyal yapıları olan kurum ve kuruluşlar bulunmaktadır. Bu nedenle, işletmenin çevresini oluşturan müşterileri, tüketicileri, pazardaki rakipleri, dernekler ve hükümetler gibi çevre koşullarındaki farklı tutum ve davranışlar söz konusu olacaktır. İŞLETMENİN ARA ÇEVRE İLİŞKİLERİ Ara Çevre, işletme sendika ilişkisi, etnik ve dini grupların yeri, aynı grup içerisinde yer alan bağımsız işletmeler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu bir çevre olarak tanımlanmaktadır. KAVRAMSAL AÇIDAN SORUMLULUK Sorumluluk kavramı bir kimsenin üstüne aldığı ya da yapmak durumunda bulunduğu iş için gerektiğinde hesap verme durumu olarak tanımlanmaktadır. Sorumluluk hem bireysel hem de toplumsal yönü olan bir davranış olarak kabul edilir. Bu da bizi ise kavramın hukuki ve ahlaki boyutlarının olduğu sonucuna ulaştırmaktadır. Hukuksal boyut denilince akla iş hukuku,ceza hukuku,iletişim hukuku,medeni hukuk vb. süreklilik gösteren yasalar gelir. Kurum, kuruluş ve bireylerin bir takım sorumlulukları yasa ile denetim ve takip altına alınmıştır. Örneğin ceza hukukunda sorumluluk bir kimsenin suç sayılan eyleminden sorumlu tutulması anlamına geldiği gibi özel hukuk açısından ise haksız eylemden,sözleşmeden ya da yasadan doğan bir tazmin borcu olarak gerçekleşir. Bu bağlamda hukuk kuralları toplu ve örgütlenmiş olmalarının doğal sonucu olarak ilgiliyi olduğu kadar toplumu da hedef alır. Öte yandan hukuk kurallarının denetimi altında olmayan bir başka sorumluluk anlayışı daha vardır ki bu, daha çok kişinin kendisini ve vicdanını kapsar. Kişilerin ya da kurumların mesleklerini icra ederken bir içsel yaptırımla hareket etmeleri gereklidir. Vicdan, insanları ahlaki davranmaya sevk eden en güçlü içsel yaptırımdır. Buna göre bir yazarın tanımına göre ahlak tek taraflıdır ve sadece insanın kendi vicdan ve şuuruna ilişkindir. Ahlaki davranış ise belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen davranış modelidir. Ahlaklı olmanın temelinde hangi ilkelerin bulunduğu ya da bulunması gerektiği ya da hangi davranış türlerinin ahlaklı(iyi), hangilerinin ahlakdışı(kötü) olduğu gibi sorular Eski Yunan’dan başlayarak felsefenin “etik” adlı dalının konusu olmuştur. Günümüz felsefesinde genel olarak iyi-kötü kavramları ve belirgin ahlak kuralları dil içinde oynadığı rol açısından ele alınırken, ahlakın niteliği toplum-bire ilişkileri çerçevesinde tartışma konusu olmuştur. Ahlak’ın toplumsal ve bireysel boyutuyla ilgilenen görüşlere göre ise “ahlak ve sorumluluk duygusu, sosyal ve kolektif bir şuurun yansımasından ibarettir; sosyal bir olaydır. Ahlak kavramı, kültürel süreç içerisinde aktarılan, sosyal hayatın temel kurallarını oluşturan doğru ve yanlış davranış biçimlerini ifade eder. Ahlak, bir insanın sadece subjektif olarak inandığı kurallar değil, o kültür tarafından yaygın biçimde benimsenen ve paylaşılan değer yargılarıdır. O halde, ahlak yalnızca kişisel olarak doğruluğu kabul edilen normlar ve davranışlar kurallar değildir, sosyal anlayışın ürünüdür. İşletme açısından düşünecek olursak işletmelerin sorumluluk yaklaşımının belirlenmesinde üç ahlak yaptırımı belirleyici olmaktadır. 1.Asil Sorumluluk 2. Sözleşmeli Sorumluluk 3.Mesleki Sorumluluk Meslek denildiğinde, genel olarak bundan bir kimsenin hayatını kazanmak ya da geçimini sağlamak için yaptığı iş anlaşılır. Bugün sayısız iş ya da meslek dalı bulunmaktadır. Henüz ekonomik faaliyetlerin gelişmediği dönemlerde ticaret, ilk mesleklerden birisiydi. Zaman içerisinde ekonomik faaliyetlerin gelişmesine paralel olarak yeni türde meslekler ortaya çıkmıştır. Her mesleğin kendine ait özellikleri bulunmaktadır. Her meslekte, aynı zamanda ahlaki ilkeler ve ahlaki standartlar da önem taşımaktadır. Para kazanma kaygısı olmaksızın sadece karnını doyurmak için ıssız bir adada balıkçılık yapan kişinin "meslek ilkeleri"nden belki söz edilemez, fakat bu kişinin doğaya ve çevreye karşı olan ahlaki sorumlulukları olduğu kesindir. Bununla birlikte okyanusta ticari balıkçılık yapan bir şirketin hem mesleki ahlak kurallarına uygun davranışta bulunması, hem de doğaya ve çevreye karşı sorumluluk ahlakını taşıması gerekir. Medya içinde değerlendirilebilecek çeşitli meslekler için de durum farklı değildir. Televizyon yayıncılığı yapan bir şirketin ve bu şirkette çalışan kimselerin pek çok ahlaki ilke ve standartlara uymaları gerekir. Şirketin çalışanlarına, rakiplerine, reklam veren kuruluşlara karşı sorumlulukları olduğu kadar izleyicilerine karşı da önemli ahlaki sorumlulukları bulunmaktadır. Aynı şekilde gazete yayınlayan bir şirketin en başta kendi çalışanlarına karşı ahlaki sorumlulukları vardır. Gazetede çalışan editör, çevirmen, muhabir, köşe yazarı gibi tüm kişilerin mesleklerini yaparken uymaları gereken ahlaki ilkeler ve standartlar söz konusudur. KAR ETİK YAKLAŞIMI Kar etiği, kapitalist ekonomik sistem içerisinde kendini bulan geleneksel etik standartları olarak tanımlanabilir. Açık şekilde parasal değerler ilgi duyulan ve önemsenen tek değerdir. Karın arttırılmasına yönelik olarak neredeyse her yol mubah görülmekte, amaca ulaşmak için işçi işten çıkarılabilmekte, düşük ücretle o işe uygun olmayan biri çalıştırılabilmektedir. SOSYAL SORUMLULUK ETİK YAKLAŞIMI Yüzyılın başlarında Amerikan endüstrisinin yaşadığı değişimle, işletme ve işletme yöneticilerinin toplumda gösterdikleri başarı ve üstlendikleri rolün öneminin anlaşılmasıyla birlikte yöneticilere yeni sorumluluklar getirilmiştir. Ayrıca halk yapılanlar hakkında bilgi sahibi olmak istemiştir. Güçlenen yöneticiler bu güçlerini kaybetmek istememişler ve bunun tek yolunun da sosyal çevre ve iç çevrede gelişen ve değişen taleplerin önemsenmesinden geçmekte olduğunu fark etmişlerdir. Böylece sosyal sorumluluk sahibi bir yöneticinin en önemli özelliği yönetimin izlediği ilkelerin sınırları içinde kalarak bulduğu çözümler arasında bir denge sağlaması olmaktadır. Bu dengenin sağlanması sürecinde ise toplumun ve insanların hedeflerine yönelik olarak ortaya koyduğu hizmet ya da ürünlerle toplumun çıkarları arasında uyumlu bir bütünlük yaratılmalıdır SOSYAL SORUMLULUK MODELLERİ Sosyal Sorumluluk alanlarının Sınıflandırılması Modeli Bu görüşe göre; 1-Yönetici işletmesinin tüm çevrelerle olan ilişkilerinde ortaya çıkan sosyal sorunların farkında olmasıdır. 2- Yöneticinin toplumdaki bu sorunların çözümünden işletmesinin yükümlü olduğunun bilincinde olmasıdır. 3-Yöneticinin çeşitli alanlarda karşılaştığı bu sorunların çözümü için elindeki bütün kaynakları kullanmaya istekli ve kararlı olmasıdır. Yine buna göre; çevre kirliliği, tüketicinin korunması vb. önemli yer tutar. ÜÇ AŞAMALI SOSYAL SORUMLULUK MODELİ a-Karı Maksimize Etme Yöntemi 19’uncu yüzyılın sonu ve 20’inci yüzyılın başlarında hakim olan bu yaklaşımda, bir işletme yöneticisinin tek amacı karın arttırılmasıdır. Sadece ekonomik büyümeyi hedef alır. b-Mütevelli Yönetim 1920-1930’lu yıllarda model ikinci aşamasına geçmiş bulunuyor ve buna göre işletmelerin ve yöneticilerin sorumluluk alanlarının sadece işletme pay sahiplerinin çoğunluğun karını maksimize etmek olmadığı savunulmuştur. Bu sorumlulukların yanı sıra yöneticinin eşzamanlı olarak işletmede çalışanların destekleyicilerin mal ve hizmet sunduğu tüketici ve müşterilerin ve toplumun birbiriyle yarışan değişken istek ve beklentileri arasında eşit bir şekilde denge kurması beklenmiştir. c-Yaşam Kalitesi Bu yaklaşım Kar Maksimizasyon ve mütevelli yaklaşımlarının bütünleyicisi ve toparlayıcısı olarak toplumun sosyal hedefinin bireylerin yaşam standartlarının yükseltilmesi olduğunu iletir. İşletmelerin ekonomik kaynaklarını, teknolojik ve yönetsel becerilerini kullanarak sosyal sorunların çözümü için çaba sarf etmesi beklenir. SOSYAL SORUMLULUK VE AHLAK AÇISINDAN YÖNETİM DAVRANIŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Sosyal Sorumluluk bir şekilde, yöneticiler tarafından benimsenmemekte; aksine sosyal sorumluluğun niteliği yöneticinin kişisel özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu açıdan yönetici karını arttırmaya ve işletmenin toplum içinde kurumsal kimlik kazanmasını sağlamaya çalışırken, eş zamanlı olarak, iç çevresi ve dış çevresinde önem taşıyan faaliyetlerinin insan,teknoloji ve siyasal boyutunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Bu çerçevede bugün dördüncü aşama olarak kabul edebileceğimiz sosyal sorumluluk, bu üç aşamanın özünü birleştiren bir nitelik göstermektedir. SOSYAL SORUMLULUĞUN ELEŞTİRİSİ Sosyal sorumluluğu savunanların yanında ahlaki,yasal ve ekonomik boyutlarıyla günümüzde önemini koruyan sosyal sorumluluk anlayışını reddeden görüşler de mevcuttur. Kısaca bunu savunan yaklaşım ve görüşlere yer vermek gerekirse; İşletmeler kendi içinde çalışanlara, müşterisine, tüketicisine ve topluma karşı aynı biçimde sorumlu değildir.Ayrıca işletmenin siyasi ve sosyal unsurlarla daha da genişlemesinin sonucu olarak bu genişlemenin sosyal sistemdeki güçler dengesini bozacağı görüşü hakimdir. Başka bir eleştirel görüşe göre ise işletmeler uzun vadeli çalışmalarda daha çok kar elde etme düşünmektedirler. Bu sosyal sorumluluk anlayışında işletmeler iyi bir vatandaş olarak kendini kanıtlamaya çalışırken diğer yandan da yapısına uygun bir çalışma, bir etkinlik ortaya koymak durumunda kalacaktır. Böyle bir koşulun olduğu ortamda ise, işletmelerin uzun vadede kar elde etmesini engelleyici bir unsur olarak görür. Sosyal sorumluluk yaklaşımına piyasa ekonomisinin temel özelliklerinden biri olan görünmez el ilkesiyle de eleştiri getirilmektedir. Bireylerin kendi istemleri ve iradeleri dışında, topluma da yararlı olacak sonuçları yaratmaları kapital sistemde görünmez el ilkesi olarak kabul edilir. Bu çerçevede işletmeler ekonomik grupları etkileyen çıkarların dengelenmesinde yönetimin nasıl bir vicdanı olduğu sorun değildir. Sorun olan bu çıkarların dengelenmesi sürecinde yöneticinin bu sorunları algılama biçimi ve çıkarlara karşı gösterdiği ilgi, ortaya koyduğu etkinliktir. Sosyal sorumluluğa bir başka eleştirel bakış açısı ise işletme yöneticilerinin bu problemlerle ilgilenmeleri için özendirici bir teşvik’in olmadığı ve üstelik yöneticilerin de işletme kaynaklarını bu problemlerin çözümü için nasıl kullanacaklarını bilmedikleri yönündedir. DÖRT MODEL AÇISINDAN ELEŞTİRİLERE BAKIŞ Toplumda yaşana gelişmeler iki temel grubu etkiler: 1-Üretime katılan işçiler 2- Üretim sonucundan yararlana tüketici, toplum Gelişmeler işletmelerin daha fazla toplumsal sorunlara yönelmesine, dolayısıyla hem çalışanların hem de toplumun talep beklentilerinin artmasına yol açmıştır. Böylece baskı grupları hukuki ve kurumsal kimlik kazanmışlardır. Yöneticinin çevresinde olan sosyal sorunların farkında olması, bilinçli olarak bu sorunların çözümü için elindeki bütün kaynakların kullanılmasını sağlamaktadır. Buna ulaşmak için üç aşamalı model ile işletme, mal ve hizmet üretme işlevini yerine getirirken insan ve teknoloji faktörlerini göz önüne alarak hem içinde hem de toplumun kültürel, eğitim, istihdam, göç, kentleşme gibi yaşam düzeyini etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin gelişmesine katkıda bulunacaktır. |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#2 |
|
![]()
paylaşım için teşekkürler ismail...
|
![]() |
![]() |
![]() |
Etiketler |
amaclari, cevresel, iliskileri, isletmelerin |
|
|