|
Anketimiz: bu seçimlerde hnagi karti tek başına iktidar olur? hangi bartiler meclise girer? | |||
AKP tek başına iktidar olabilirmi? |
![]() ![]() ![]() ![]() |
0 | 0% |
hangi partiler meclise girer |
![]() ![]() ![]() ![]() |
0 | 0% |
AKP den memnunmuydunuz? |
![]() ![]() ![]() ![]() |
0 | 0% |
Katılımcı sayısı: 0. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor |
![]() ![]() |
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
![]() |
#1 |
işetmenin amaçları işlevleri ünv tez ödevi hazır
İŞLETMENİN TANIMI AMAÇLARI ÖZELLİKLERİ VE FONKSİYONLARI
1.1.İşletmenin Tanımı Her devirde ve her toplumda insan, kıt kaynaklarla sayısız ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olan canlı bir varlık olarak görülmüştür. Her ne kadar şu günümüz insanı, bazı ilkel ihtiyaçlarını gidermiş ise de toplumların gelişme sürecine bağlı olarak bireylerin ihtiyaçlarının da değişmekte ve çeşitlilik kazanmakta olduğunu görmekteyiz. Bir takım biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçların baskısı altında olan kişi, yetenek ve imkânları ölçüsünde bu ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Bireyler, söz konusu ihtiyaçlarının bir kısmını, kendi çabaları ile gidermeye çalışırken bir kısmını ise, oluşturacakları sosyal birlikler aracılığı ile gidermek arzusundadırlar. Böyle bir arzunun sonucu, toplumların sosyal ve kültürel yapılarının gelişmesine bağlı olarak insanların ihtiyaçlarını karşılamak için, işletmeler de gelişmiş ve çoğalmıştır. Bu durumda işletmeyi en genel biçimde şöyle tanımlayabiliriz: İşletme, belli nedenlerle ortaya çıkan ihtiyaçların, uyumlu biçimde doyurulmasını sağlayan, ihtiyaçlar ile onların doyurulması arasında bir ilişki kuran birimdir. İşletme kavramı, “iş” kökünden gelmekte ve şu üç anlamı kapsamaktadır. 1-Bir alet, makine ve bu gibi aracı çalıştırma, yani, ona iş gördürme; 2-Çeşitli iş ve faaliyetlerin görüldüğü yer; yani işyeri 3-Maddesel ve insansal unsurlardan oluşan bir üretim birimi, İşletmenin bir süreci ifade eden, bu dinamik yönü ele alındığında, işlerin ve işlemlerin, topluluğundan ibaret bulunan fonksiyonların tespiti, bu fonksiyonları gerçekleştirecek organların vücuda getirilmesi ile işletme meydana gelmektedir. Bir başka açıdan bakıldığında işletme, kişi veya kurumların ihtiyaçlarını karşılamak üzere, üretim faktörlerini bir araya getirerek mal veya hizmet üreten, pazarlayan ve sonunda maddi veya manevi bir kar elde etmeyi amaçlayan, iktisadi teknik ve hukuki birimlerdir. İşletme için yapılan bütün tanımlardan sonra ortak ve genel bir tanıma gidilebilir. “Belirli ölçüde kar elde etmek yada hizmet oluşturmak amacıyla, üretim faktörlerini (sermaye, emek. Doğal kaynaklar) bilinçli, uyumlu ve sistemli olarak bir araya getiren ve toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri, üreten ya da pazarlayan ekonomik ve sosyal kuruluşlara, işletme denir. 1.2.İşletmelerin Amaçları Amaçlar belli bir faaliyetleri gerçekleştirerek ulaşmak istenen durumlardır. Bunlara ulaşmak için hareket ve davranışlarını düzenler. Bizim değerler olarak ifade ettiğimiz amaçlar, parasal olabilir veya parasal olmayan sosyal ve manevi özellik ve nitelik de olabilirler. Örgütsel açıdan veya işletme Yönetimi açısından amaçlar, örgütlerin faaliyetlerinin ve hatta varoluşlarının nedenini oluştururlar. Örgütsel amaçlar, örgütlerin bir bütün olarak gerçekleştirmek istediği geleceğe ilişkin bir husustur. Bu geleceğe ilişkin hususların tespiti, karar organlarının, işletmenin temel misyonunu araştırmasından sonra yapılır. Diyebiliriz ki, işletmeler, toplumda sosyal bir varlık olarak yaşayabilmeleri için tıpkı insanlar gibi, bir takım amaçlar peşinde koşarlar. Amaçlar işletmenin proje veya planlarına yol gösteren birer unsur oldukları gibi, hedeflerine ve misyonuna ne ölçüde ulaştığını yönetime bildiren birer araç görevini de ifa ederler. Amaçlar, performans ve sonuçların bir işin devamlılığını direk etkilediği her yerde gerekli olan ve işletmeyi diğer örgüt tiplerinden ayıran, onun yapı özelliğini oluşturan temel unsurlardır. İşletmenin amaçlarını; genel amaçlar ve özel amaçlar olarak iki grupta incelemek mümkündür. Fakat literatürde, genel amaçların ve özel amaçların farklı şekilde ele alındığı görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 1. Hizmet; 2. Kar; 3. Sosyal amaçlar; 4. Büyüme; Başka bir yazara göre, İşletmenin genel amaçları şöyledir. 1. Uzun dönemde kar sağlamak; 2. Topluma hizmet etmek; 3. Süreklilik. Bu çalışmada genel amaçlar, ekonomik amaç olarak; özel amaçlarda, sosyal sorumluluk ve ahlaki değerler olarak incelenecektir. 1.2.1. Ekonomik Amaçlar Temel ekonomik amaçlar, faaliyetlerden optimal bir kar elde etmeye dayanır ve bir işletmenin, davranış ve faaliyetleri üzerinde, birinci derecede etkili olan amaçlardır. Bu amaçlar, dikkatli bir şekilde incelendiği zaman, bunların odak noktasında işletmenin varlığını sürdürme çabalarının yattığı görülecektir. Gerçektende, bir işletme için, hayatını devam ettirebilmek merkezi bir amaçtır. Temel ekonomik amaçlar, birbiri içine girmiş bir şekilde karlılık, büyüme ve süreklilik olarak belirlenebilir. 1.2.1.1. Karlılık Akılcı ticari kararların nedeni yada açıklaması değil, onların gerekliliğinin bir tür denemesi olan kar, ekonomik amaçlar silsilesinin ilk basamağını oluşturur. Kar, işletme sahiplerini, yöneticileri ve diğer çalışanları, harekete geçiren en önemli güdüdür. Çünkü işletme, daha çok kar elde ettiği müddetçe; işletme sahibi, sermayesini; diğer gruplar ise, gelirini artıracaktır. Bir işletmede, sosyal aktifin getirisi, verim kriteri için kabul edilmiş gösterge olarak ele alınır. Bu getirinin ortalama oranı ise, ayarlama ölçeği veya ölçüsü olarak nitelendirilir. İşletmenin amacı ya da hedefi, kaynakların şekil değiştirmesinden optimal bir gelir elde etmek olarak, ifade edilir. Uzun sürede, işletme kaynaklarından en iyi gelir elde edebilmek için işletmede, verim kriteri olarak kabul edilmiş en kullanışlı unsur, toplam harcamaları aşan gelir artığı veya kardır. Karlılığın ayar ölçüsü olarak da, kaynaklardan elde edilmiş gelir ya da yatırımların getirisi alınabilir. Ekonomik amaçları değerleyen, mükemmel bir ayar ölçüsü bulmak oldukça zordur. Ancak, genel kabul görmüş bir ölçü mevcutt Kar (Harcamaları Geçen Gelir Artığı) Karlılık= x 100 Sermaye (İşletmeye yatırılan Toplama Sermaye ) Bu ölçü, işletmenin faaliyetinin başarısını devamlı olarak ölçmeye imkân sağlar. Sermayenin gelecekteki kullanımından beklenen gelir üzerinden tahminler yapmaya imkân vererek, farklı sanayi kollarındaki firmaların durumlarını karşılaştırmaya yardımcı olur. 1.2.1.2. Büyüme İşletmelerin ekonomik bir amacı olarak: “büyüme, belli bir zaman süreci içinde, işletmenin belli bir ölçekten başlayarak yapısını oluşturan maddi ve benzeri unsurlarda meydana gelen niceliksel bir niteliksel bir dizi değişim ve gelişim faaliyetidir”. Bu faaliyet “karlarda”, “satışlarda”, “Pazar payında” ve “üretim”deki artışlar şeklinde de kendini gösterir. Büyüme, sadece hacim artışı değildir. İşletmelerde büyümeden söz edebilmek için, hacim olarak büyüme şarttır. Ancak yeterli değildir. Bunun yanında nitelik olarak da gelişme sağlanmalıdır. Bu ise, işletmenin maddi ve benzeri unsurlarının kalitesinin geliştirilmesi ve daha verimli hale getirilmesi demektir. Nasıl ki satış miktarı, üretim miktarı, çalışanların sayısı, harcanan enerji miktarı, nicelik olarak büyümenin göstergeleri ise, kullanılan teknolojinin gelişmişliği, örgüt geliştirme kapasitesi, personelin ve diğer kaynakların kabiliyet ve kapasitesi de nitelik olarak büyümenin göstergesidir. Görüldüğü gibi, gerçek büyümenin, hem nicelik hem de nitelik olarak, iki boyutu vardır. Bu açıdan büyüme amacının tanımlanmasında, işletmenin hangi boyutunun esas alınacağı ve nitelik olarak ne gibi faktörlerin değerlendirilmeye tabi tutulacağı, önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. — Nicelik olarak büyüme söz konusu olursa, seçim yapmamıza yardımcı olacak üç önemli kriter kullanılabilir. 1. Seçilen büyüme aracının homojen olması isteniyorsa, para değerindeki dalgalanmalardan bağımsız olan üretim ve satış hacimlerinden hareket edilmelidir. 2.Üretim çeşitleri özellikle ve dolayısıyla, değer bakımından birbirinden farklı olan veya çok sayıda mamul üreten sanayi kolunda, ölçü olarak, satış tutarlarını almak daha uygundur. 3.Bazen de elde bulundurulan maddi ve benzeri varlıkların sayısı veya hacmi büyüklük göstergesi olabilir. — Nitelik olarak büyüme söz konusu olursa, amaç olarak tespit edilen, büyüklük göstergesi izlenen amacın fonksiyonuna göre değişecektir. Bu sebeple, gerçekleştirilmek istenen amacın ne olduğu kesin olarak tanımlanmış olmalıdır. Mesela, büyüme ile gerçekleştirmek istenen, teknik bir yenilik yaparak maliyetleri düşürmek ise, yeniliğin gerektirdiği işlem hacmi; beşeri bir gelişmeden bahsediliyorsa, kazanılacak yeni bilgi ve kabiliyetler tanımlanmalıdır. Görüldüğü gibi büyüme, üretim ve satışlarda görülen miktar veya tutar artışlarını gerektirmektedir. . Ancak, bu büyüme veya artışın işletmenin maliyetlerini en aza indiren optimal büyüklüğe kadar olması gereklidir. Çünkü, optimal büyüklükten sonra işletmenin maliyetleri, tekrar artmaya başlayacaktır. Günümüzde büyümek artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü işletmeler sürekli değişen ve gelişen çevre içinde, faaliyetlerini devam ettirmektedirler. Günümüz toplumlarının temel gayesi, ekonomik büyümeyi ve gelişmeyi sağlamak olmuştur. Sürekli olarak büyüyen bir ekonomik yapı içinde, işletmelerin en azından aynı oranda büyümeleri mevcut konumlarını muhafaza için şarttır. Aksi halde, gün geçtikçe farkında olmadan küçüleceklerdir. Bu açıdan büyüme işletmelerin varlıklarını devam ettirebilmelerinin önemli bir aracı haline gelmiştir. Daha doğrusu işletmelerin hayatlarını sürdürebilmeleri, büyümenin bir fonksiyonudur. Çünkü büyümenin amacı, işletmenin, çevrenin baskılarına karşı koyma ve çevreye daha iyi uyabilmesidir; böylece, işletme, pazarların genişletilmesine ve geliştirilmesine cevap vererek bir rekabet ortamında bulunan diğer firmalarla mücadele eder ve amacına ulaşmak imkânına kavuşur. 1.2.1.3. Süreklilik Bir işletmenin nihai amacı, varlığını devam ettirmektir. Bu da, işletmenin değişen çevre şartları içerisinde optimal büyüme ve karlılığına dayanır. İşletmenin, hayatının devam etmesi, karlılık ve büyümesinin sürekliliğine bağlıdır. Bu ise, aynı zamanda işletmenin amaçlarındaki istikrarının göstergesidir. Ancak, her zaman, karlılığını ve büyüme amacını gerçekleştiren işletmelerin, hayatta kalacakları tezi doğru değildir. Çünkü bazı karlı olan işletmeler, faaliyetlerini sona erdirebilir veya başka işletmelerle birleşebilirler. Süreklilik amacının gerçekleşebilmesi için, işletmelerin gelecekte ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı hazırlıklı olması gerekir. Sürekli olarak değişen çevre, aynı zamanda belirsizlikler ortamıdır. Bu belirsizlikler, işletmenin hayatının devam etmesini zora sokan risklerle doludur. İşletmenin varlığını tehdit eden bu dış çevre riskleri ya işletmeni iradesi dışında meydana gelen tehlikelerden ya da bir fırsatı yakalamak ümit ve çabasıyla, işletmenin göze aldığı tehlikeden kaynaklanabilir. Bu sebeple işletmelerde, esnek davranabilmek ve esnek yapıya sahip olmak zorunda olmaktadırlar. Bu esnek yapı ise, işletmenin büyüme ve kar etmesine hizmet eden bir araç rolü oynamaktadır. 1.2.2.Sosyal Sorumluluk ve Ahlaki Değerler. İşletme Ahlakı, bugün kullanılan ahlak tanımlarından daha karmaşıktır. Bu yüzyılın başlarındaki kötü günlere dönüldüğünde, endüstri işletmelerinde üstün gelen sorumluluklardan birisinin, sadece kar etmek olduğunu görüyoruz. Burada dikkati çeken önemli nokta, iş kolunun, ahlaki değerleri sadece günlük dürüstlükle izah edilemeyeceğidir. Dürüstlükle beraber, yöneticilerin çevrelerinde etkin ve yapıcı bir rol oynayabilmeleri; çevrenin hedefleri doğrultusunda hizmet verebilmeleri ve çevre faaliyetlerine zaman ayırabilmeleri ile mümkündür. İşletmeler dış çevreden etkilendikleri kadar kendi faaliyetleri ile de, dış çevrelerini etkilemektedirler. İşletmenin içinde faaliyet gösterdiği çevre, bir toplumsal sistem olarak ele alındığında, işletme yönetiminin aldığı kararların, bu dış siteme yansıması ve bir değişmeye yol açması söz konusu olabilir. Günümüz işletmelerinin erişmiş olduğu boyutların sağladığı ekonomik güç, aynı zamanda bu işletmelere politik ve sosyal güç de sağlanmaktadır. Toplumda, işletmelerin kazanmış olduğu güç ve ağırlık, beraberinde, içinde faaliyet gösterilen çevreye karşı da sorumluluklar getirmiştir. Dolayısıyla, büyük işletmelerin yöneticileri, ekonomik sorumluluklarını yanında, aldıkları kararların işletmenin sosyal ve fiziksel çevresine yapacağı etkileri de göz önünde tutmak zorundadır. İşletmenin sosyal sorumluluğu olarak adlandırılan bu görüş, işletmenin ekonomik ve yasal şartlar, iş ahlakına işletme içi ve çevresindeki kişi ve kurumların beklentilerine uygun bir çalışma strateji ve politikası gütmesine insanların mutlu ve memnun etmesine yönelik faaliyetledir. Yukarıda tanımlanan sorumluluklar çerçevesinde, işletmelerin faaliyetlerinden etkilenen taraflarla ilişkilerini planlama ve yönetme sorumlulukları vardır. Bu taraflar arasında, dış çevredekilerinin yanında, işletme içindeki, işletmenin etkin olarak çalışma ve amaçlarına ulaşma yeteneğini etkileyecek olanlar da bulunmaktadır. İşletme içi taraflar, işletmede çalışan yöneticileri ve diğer çalışan personeli, kapsamına alır. İşletme dışı taraflar ise, işletmenin faaliyetlerinden dolaylı veya dolaysız etkilenen yakın ve sosyal çevre; (şekil 1’de gösterildiği gibi) rakip işletmeler, satıcılar, sendikalar, kredi veren kuruluşlar, tüketiciler ve/veya müşteriler, yerel yönetimler, devlet hissedarları, toplum ve genel fiziksel çevreden oluşur. Şekil 1- Çevresel Değişkenler Bu sayılan sorumlulukları, ilgili oldukları konu ve alanlar açısından düşünüldüğünden, üç ayrı başlık altında toplayabiliriz. 1. Temel Sorumluklar: Bunlar, işletmenin ekonomik işlevini yerine getirilmesiyle ilgili sorumluklar; toplumun yasa ve kurallarına uyum sağlamak, hissedarlar ve çalışanların çıkarlarını korumak; müşterileri, tüketicileri ve satıcılara karşı dürüst davranmak; 2.Örgüt Olarak Sorumluluklar: İşletme ile ilgili tarafların, işletmenin faaliyetleri ve kararlarından olumsuz etkilenmelerini önlemek; 3.Toplumla İlgili Sorumluluklar: İşletmenin dış çevresini iyileştirmeye çalışmak, toplumdaki değişimi izlemek, değişime uymak ve değişimi yöneltmek. 1.3. İşletmenin Özellikleri Geniş kapsamlı ve basit olarak ele alınarak, “işletme”, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal veya hizmet üreten ekonomik birim (İktisadi Ünite)dir şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre hayır cemiyetleri, vakıflar hatta devlet ve devletin çeşitli daireleri işletme sayılabilir. Zira bunların hepsi halka mal veya hizmet satıyor olabilirler ama genellikle amaç ekonomik olmaktan çok sosyaldir. Konuyu biraz daha dar anlamda olarak ele almak suretiyle, işletme veya firma: “Başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal veya hizmetleri üretmek ve sahibine kar sağlamak amacıyla faaliyet gösteren iktisadi birimdir”. Şeklinde tanımlanabilir. Böyle olunca da, bir müteşebbis veya iş adamının iktisadi rasyonellik ilkesine uyması, diğer bir deyişle, imkânlarıyla maksimum (azami kar) sağlama yolunda çaba göstermesi; bunun için de kaynaklarını en ekonomik bir biçimde kullanmaya ve maliyetleri minimum (en düşük) düzeyde tutmaya çalışması söz konusu olur. Şu halde, dar anlamda düşünüldüğün de, işletmenin karlılık (rantabilite) verimlilik (prodüktivite) esaslarına göre faaliyette bulunması temel alınmaktadır; bu açıdan herhangi bir devlet kurum yâda kuruluşu (işletme olarak görülmemekte ancak bunlardan bazıları-iktisadi yanı ağır basanlar-işletme sayılmaktadır. Ayrıca karlılık ilkesi, katı bir biçimde “mutlak maksimum kar” anlamına alınmamakta ve kar maksimizasyonu iktisadi amaçlar arasında birinci amaç olmaktan çıkabilmektedir. Özetleyecek olursak, iktisadi bir birim olarak işletme ister özel sektörde ister kamu sektöründe olsun; tek veya çok sahipli olsun kişi veya sermaye şirketi şeklinde kurulsun; Kapitalist veya Sosyalist bir ekonomik düzende faaliyet göstersin, müteşebbisse veya devlete üretim faktörlerine yaptığı harcamaların üstünde bir net gelir sağlamak durumundadır. Bu net gelirin (karın) seviyesinin ne olacağı konusunda ana ilkeden ayrılmalar-özellikle kamu işletmelerinden-olabilmektedir. Ama karlılık ve verimlilik yine temel ilkelerdir. Esasen sosyal amaçlı hayır cemiyetlerini, vakıfları, devlet örgütünü, (ki geniş anlamda en büyük işletmedir) ve çeşitli devlet kuruluşlarını üzerinde duracağımız işletme modelinde ayırmada “güdülen amaç” veya “ hedef önemli bir rol oynamaktadır”. Model olarak esas alınacak işletmede bir takım özellikler bulunacaktır. Söz konusu işletme: 1. Piyasa (Pazar) ortamında ve Pazar için faaliyet gösteren 2. Başkalarının ihtiyacını karşılarken sahibine kar sağlama amacı bulunan 3. Varlığını sürdürmek ve büyümek için çaba sarf eden dinamik bir yapıya sahip ve 4. Büyük ve dolayısıyla kompleks (karmaşık) yapılı bir işletme olacaktır. 1.4.İşletmenin Fonksiyonları İşletmelerin çeşitli yönleriyle incelenmesi tıpkı canlı bir organizmanın veya daha spesifik olarak tıpta incelenmesi gibi iki şekilde olabilir: 1. Statik bakımdan veya durgun halde iken; 2. Dinamik bakımdan veya faaliyet halinde iken. Statik incelenme tarzında, tıpkı insan vücut yapısının anatomi dersinde kadavra olarak ele alınması gibi işletmenin yapısı (bünyesi) kısımları ve organları üzerinde durulur. İşletmenin üretim faktörleri maddi ve beşeri faktörler ele alınır, organizasyon (örgüt) yapısı incelenir. Dinamik inceleme yapısında ise, yine tıpta insan vücudu ve organlarının çalışırken incelenmesi (fizyolojisi) gibi işletmenin çeşitli kısım ve organlarının fonksiyonlarını gördükleri iş ve faaliyetleri ele alma yoluna gidilir. Diğer bir ifade ile ilkine anatomik analiz; ikincisine fizyolojik analiz denilebilir. Konunun dinamik bakımdan incelenmesi söz konusu olunca, işletmelerin yerine getirdikleri faaliyetlerin üzerinde durulması yoluna gidilir. Anacak bu faaliyetler çok ve çeşitli olduğundan bunların birbiriyle yakın ilişkisi olanları gruplandırmak gerekir. Böylece, gruplandırılmış işletme faaliyetleri işletme fonksiyonlarını oluşturur. Genel olarak, bir işletme üretim faktörlerini tedarik eder; bunlarla üretimi gerçekleştirir ve üretilen malları, onları ihtiyacı olan kimselere arz eder. (Sürüm) bir bakıma bu faaliyet grupları sırasıyla “tedarik”, “üretim” ve “pazarlama” adlarıyla işletmenin temel fonksiyonları olarak düşünülebilir. Başta genel olarak “yönetim” olmak üzere, işletmelerin daha birçok fonksiyonları vardır. Mal üreten “endüstriyel” bir işletmenin fonksiyonları hakkında burada genel bir bilgi verilecektir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki aşağıdaki fonksiyonlardan bazıları belirli türdeki işletmeler için bazıları ise, tüm işletmeler için geçerlidir. Günümüzde her biri işletmeciliğin ayrı bir uzmanlık dalı haline gelmiş bulunan işletmenin temel fonksiyonları 6 gruba ayrılabilir. 1-Yönetim 2-Üretim 3-Pazarlama 4-Finansman ve finans 5-Personel 6-Muhasebe Bunlara ilaveten, “Araştırma ve Geliştirme (ar-ge), “Halkla İlişkiler” fonksiyonları da vardır. Ayrıca, bazı yazarlar karar alma (veya karar verme) yide ayrı bir fonksiyon olarak kabul ederlerse de daha yaygın bir görüşe göre, zaten “yönetim” tümüyle bir karar alma işlemidir. Başlıca işletme fonksiyonları şekilde topluca gösterilmiştir. Şekil 2: Başlıca işletme Fonksiyonları İŞLETME ÇEVRE İLİŞKİSİ İşletme, birbirleriyle ilişkili çok sayıda değişkenin karşılıklı etkileşim içinde olduğu bir çevrede faaliyet gösterir. “Çevre” için -genel olarak- bir kişi veya topluluğu etkileyen fiziksel ve sosyal şartların tümü diyebiliriz. Bu bağlamda işletmeler açısından çevreyi başlıklar altında toplamak gerekirse bu aşağıdaki gibi incelenebilir. 1.Doğal Çevre 2.Ekonomik Çevre 3.Sosyal ve Kültürel Çevre 4. Siyasal ve Yasal Çevre 5.Teknolojik Çevre 6.Sosyal (Dış Çevre) İlişkileri İşletme bu çevrelerin hem içinde hem de dışında kalarak karşılıklı etkileşim içine girmektedir.İnsanoğlunun varlığını idame ettirebilmesi için -örneğin yaşadığı iklime göre- kendini dengelemesi gerekir. Ayrıca yine insanoğlu yaşadığı çevreyi kendine benzetmeye de çalışır. Aynı durum işletmeler için de geçerlidir. Bu geçerli durumu işletmenin çevre koşullarının oluşturduğu düşünülürse, işletme-çevre ilişkisini işletmenin iç çevre ilişkileri ve dış çevre ilişkileri olarak iki ana başlık altında incelememiz gerektiği ortaya çıkar. İŞLETMENİN İÇ ÇEVRE İLİŞKİLERİ İşletmelerin her ne kadar yapıları ve stratejileri aynı gibi görünse de aslında her biri farklı farklı özelliklerden meydana gelmişlerdir. Ve bu farklı özelliklere rağmen işletmelerin evrensel kabul edilen bazı özelikleri de bulunmaktadır. İşletme amacına ulaşmak için kullanacağı insan emeğini oluşturan çalışanlarının oluşturduğu grup,bölüm dolayısıyla kişiler arası ilişkiler söz konusu olacaktır. Bu ilişkilerin tümü işletmenin iç çevresini oluşturmaktadır. İŞLETMENİN DIŞ ÇEVRE İLİŞKİLERİ İşletmenin içinde faaliyet gösterdiği sosyal ve fiziki ortamlar olarak tanımlamak mümkündür. İşletme çevresel koşullarını oluşturan, kendi dışında yer alan sistemlerle de bir ilişki içindedir.İşletme bütünün bir parçası olan diğer alt gruplarla yani dış çevresi ile uyumu gerçeğe dönüştüremediği taktirde, faaliyetlerini sürdürmesi, etkinliğini ve varlığını koruması olanaksızlaşacaktır. Tarihten günümüze ulaşan gelişmeler, toplumdaki beklenti ve taleplerin değişmesi, davranış biçimlerinin farklılaşmalarının bir sonucu olarak görülebilir. Dolayısıyla sanayileşme, yönetim ve teknolojinin birleşik etkilerinin çarpıcı ve karmaşık olduğu yoğun bir değişim yaşanmaktadır. Bu hızlı değişim dünyada kuruluşlar ve insanlar arasındaki ilişkilere de bir hareketlilik getirmektedir. İşletme bir açık sistem olmanın uzantısı olarak, dış çevre ile karşılıklı bir ilişki içinde olması nedeniyle doğal olarak bu değişimlerden etkilenmektedir. Bir işletmenin girdilerini oluşturan her biri birinden farklı sosyal yapıları olan kurum ve kuruluşlar bulunmaktadır. Bu nedenle, işletmenin çevresini oluşturan müşterileri, tüketicileri, pazardaki rakipleri, dernekler ve hükümetler gibi çevre koşullarındaki farklı tutum ve davranışlar söz konusu olacaktır. İŞLETMENİN ARA ÇEVRE İLİŞKİLERİ Ara Çevre, işletme sendika ilişkisi, etnik ve dini grupların yeri, aynı grup içerisinde yer alan bağımsız işletmeler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu bir çevre olarak tanımlanmaktadır. KAVRAMSAL AÇIDAN SORUMLULUK Sorumluluk kavramı bir kimsenin üstüne aldığı ya da yapmak durumunda bulunduğu iş için gerektiğinde hesap verme durumu olarak tanımlanmaktadır. Sorumluluk hem bireysel hem de toplumsal yönü olan bir davranış olarak kabul edilir. Bu da bizi ise kavramın hukuki ve ahlaki boyutlarının olduğu sonucuna ulaştırmaktadır. Hukuksal boyut denilince akla iş hukuku, ceza hukuku, iletişim hukuku, medeni hukuk vb. süreklilik gösteren yasalar gelir. Kurum, kuruluş ve bireylerin bir takım sorumlulukları yasa ile denetim ve takip altına alınmıştır. Örneğin ceza hukukunda sorumluluk bir kimsenin suç sayılan eyleminden sorumlu tutulması anlamına geldiği gibi özel hukuk açısından ise haksız eylemden, sözleşmeden ya da yasadan doğan bir tazmin borcu olarak gerçekleşir. Bu bağlamda hukuk kuralları toplu ve örgütlenmiş olmalarının doğal sonucu olarak ilgiliyi olduğu kadar toplumu da hedef alır. Öte yandan hukuk kurallarının denetimi altında olmayan bir başka sorumluluk anlayışı daha vardır ki bu, daha çok kişinin kendisini ve vicdanını kapsar. Kişilerin ya da kurumların mesleklerini icra ederken bir içsel yaptırımla hareket etmeleri gereklidir. Vicdan, insanları ahlaki davranmaya sevk eden en güçlü içsel yaptırımdır. Buna göre bir yazarın tanımına göre ahlak tek taraflıdır ve sadece insanın kendi vicdan ve şuuruna ilişkindir. Ahlaki davranış ise belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen davranış modelidir. Ahlaklı olmanın temelinde hangi ilkelerin bulunduğu ya da bulunması gerektiği ya da hangi davranış türlerinin ahlaklı(iyi), hangilerinin ahlakdışı(kötü) olduğu gibi sorular Eski Yunan’dan başlayarak felsefenin “etik” adlı dalının konusu olmuştur. Günümüz felsefesinde genel olarak iyi-kötü kavramları ve belirgin ahlak kuralları dil içinde oynadığı rol açısından ele alınırken, ahlakın niteliği toplum-bire ilişkileri çerçevesinde tartışma konusu olmuştur. Ahlak’ın toplumsal ve bireysel boyutuyla ilgilenen görüşlere göre ise “ahlak ve sorumluluk duygusu, sosyal ve kolektif bir şuurun yansımasından ibarettir; sosyal bir olaydır. Ahlak kavramı, kültürel süreç içerisinde aktarılan, sosyal hayatın temel kurallarını oluşturan doğru ve yanlış davranış biçimlerini ifade eder. Ahlak, bir insanın sadece sübjektif olarak inandığı kurallar değil, o kültür tarafından yaygın biçimde benimsenen ve paylaşılan değer yargılarıdır. O halde, ahlak yalnızca kişisel olarak doğruluğu kabul edilen normlar ve davranışlar kurallar değildir, sosyal anlayışın ürünüdür. İşletme açısından düşünecek olursak işletmelerin sorumluluk yaklaşımının belirlenmesinde üç ahlak yaptırımı belirleyici olmaktadır. 1.Asil Sorumluluk 2. Sözleşmeli Sorumluluk 3.Mesleki Sorumluluk Meslek denildiğinde, genel olarak bundan bir kimsenin hayatını kazanmak ya da geçimini sağlamak için yaptığı iş anlaşılır. Bugün sayısız iş ya da meslek dalı bulunmaktadır. Henüz ekonomik faaliyetlerin gelişmediği dönemlerde ticaret, ilk mesleklerden birisiydi. Zaman içerisinde ekonomik faaliyetlerin gelişmesine paralel olarak yeni türde meslekler ortaya çıkmıştır. Her mesleğin kendine ait özellikleri bulunmaktadır. Her meslekte, aynı zamanda ahlaki ilkeler ve ahlaki standartlar da önem taşımaktadır. Para kazanma kaygısı olmaksızın sadece karnını doyurmak için ıssız bir adada balıkçılık yapan kişinin "meslek ilkeleri"nden belki söz edilemez, fakat bu kişinin doğaya ve çevreye karşı olan ahlaki sorumlulukları olduğu kesindir. Bununla birlikte okyanusta ticari balıkçılık yapan bir şirketin hem mesleki ahlak kurallarına uygun davranışta bulunması, hem de doğaya ve çevreye karşı sorumluluk ahlakını taşıması gerekir. Medya içinde değerlendirilebilecek çeşitli meslekler için de durum farklı değildir. Televizyon yayıncılığı yapan bir şirketin ve bu şirkette çalışan kimselerin pek çok ahlaki ilke ve standartlara uymaları gerekir. Şirketin çalışanlarına, rakiplerine, reklam veren kuruluşlara karşı sorumlulukları olduğu kadar izleyicilerine karşı da önemli ahlaki sorumlulukları bulunmaktadır. Aynı şekilde gazete yayınlayan bir şirketin en başta kendi çalışanlarına karşı ahlaki sorumlulukları vardır. Gazetede çalışan editör, çevirmen, muhabir, köşe yazarı gibi tüm kişilerin mesleklerini yaparken uymaları gereken ahlaki ilkeler ve standartlar söz konusudur. KAR ETİK YAKLAŞIMI Kar etiği, kapitalist ekonomik sistem içerisinde kendini bulan geleneksel etik standartları olarak tanımlanabilir. Açık şekilde parasal değerler ilgi duyulan ve önemsenen tek değerdir. Karın arttırılmasına yönelik olarak neredeyse her yol mubah görülmekte, amaca ulaşmak için işçi işten çıkarılabilmekte, düşük ücretle o işe uygun olmayan biri çalıştırılabilmektedir. SOSYAL SORUMLULUK ETİK YAKLAŞIMI Yüzyılın başlarında Amerikan endüstrisinin yaşadığı değişimle, işletme ve işletme yöneticilerinin toplumda gösterdikleri başarı ve üstlendikleri rolün öneminin anlaşılmasıyla birlikte yöneticilere yeni sorumluluklar getirilmiştir. Ayrıca halk yapılanlar hakkında bilgi sahibi olmak istemiştir. Güçlenen yöneticiler bu güçlerini kaybetmek istememişler ve bunun tek yolunun da sosyal çevre ve iç çevrede gelişen ve değişen taleplerin önemsenmesinden geçmekte olduğunu fark etmişlerdir. Böylece sosyal sorumluluk sahibi bir yöneticinin en önemli özelliği yönetimin izlediği ilkelerin sınırları içinde kalarak bulduğu çözümler arasında bir denge sağlaması olmaktadır. Bu dengenin sağlanması sürecinde ise toplumun ve insanların hedeflerine yönelik olarak ortaya koyduğu hizmet ya da ürünlerle toplumun çıkarları arasında uyumlu bir bütünlük yaratılmalıdır SOSYAL SORUMLULUK MODELLERİ Sosyal Sorumluluk alanlarının Sınıflandırılması Modeli Bu görüşe göre; 1-Yönetici işletmesinin tüm çevrelerle olan ilişkilerinde ortaya çıkan sosyal sorunların farkında olmasıdır. 2- Yöneticinin toplumdaki bu sorunların çözümünden işletmesinin yükümlü olduğunun bilincinde olmasıdır. 3-Yöneticinin çeşitli alanlarda karşılaştığı bu sorunların çözümü için elindeki bütün kaynakları kullanmaya istekli ve kararlı olmasıdır. Yine buna göre; çevre kirliliği, tüketicinin korunması vb. önemli yer tutar. ÜÇ AŞAMALI SOSYAL SORUMLULUK MODELİ a-Karı Maksimize Etme Yöntemi 19’uncu yüzyılın sonu ve 20’inci yüzyılın başlarında hakim olan bu yaklaşımda, bir işletme yöneticisinin tek amacı karın arttırılmasıdır. Sadece ekonomik büyümeyi hedef alır. b-Mütevelli Yönetim 1920-1930’lu yıllarda model ikinci aşamasına geçmiş bulunuyor ve buna göre işletmelerin ve yöneticilerin sorumluluk alanlarının sadece işletme pay sahiplerinin çoğunluğun karını maksimize etmek olmadığı savunulmuştur. Bu sorumlulukların yanı sıra yöneticinin eşzamanlı olarak işletmede çalışanların destekleyicilerin mal ve hizmet sunduğu tüketici ve müşterilerin ve toplumun birbiriyle yarışan değişken istek ve beklentileri arasında eşit bir şekilde denge kurması beklenmiştir. c-Yaşam Kalitesi Bu yaklaşım Kar Maksimizasyon ve mütevelli yaklaşımlarının bütünleyicisi ve toparlayıcısı olarak toplumun sosyal hedefinin bireylerin yaşam standartlarının yükseltilmesi olduğunu iletir. İşletmelerin ekonomik kaynaklarını, teknolojik ve yönetsel becerilerini kullanarak sosyal sorunların çözümü için çaba sarf etmesi beklenir. SOSYAL SORUMLULUK VE AHLAK AÇISINDAN YÖNETİM DAVRANIŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Sosyal Sorumluluk bir şekilde, yöneticiler tarafından benimsenmemekte; aksine sosyal sorumluluğun niteliği yöneticinin kişisel özelliklerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu açıdan yönetici karını arttırmaya ve işletmenin toplum içinde kurumsal kimlik kazanmasını sağlamaya çalışırken, eş zamanlı olarak, iç çevresi ve dış çevresinde önem taşıyan faaliyetlerinin insan, teknoloji ve siyasal boyutunu göz önünde bulundurmak zorundadır. Bu çerçevede bugün dördüncü aşama olarak kabul edebileceğimiz sosyal sorumluluk, bu üç aşamanın özünü birleştiren bir nitelik göstermektedir. SOSYAL SORUMLULUĞUN ELEŞTİRİSİ Sosyal sorumluluğu savunanların yanında ahlaki,yasal ve ekonomik boyutlarıyla günümüzde önemini koruyan sosyal sorumluluk anlayışını reddeden görüşler de mevcuttur. Kısaca bunu savunan yaklaşım ve görüşlere yer vermek gerekirse; İşletmeler kendi içinde çalışanlara, müşterisine, tüketicisine ve topluma karşı aynı biçimde sorumlu değildir. Ayrıca işletmenin siyasi ve sosyal unsurlarla daha da genişlemesinin sonucu olarak bu genişlemenin sosyal sistemdeki güçler dengesini bozacağı görüşü hakimdir. Başka bir eleştirel görüşe göre ise işletmeler uzun vadeli çalışmalarda daha çok kar elde etme düşünmektedirler. Bu sosyal sorumluluk anlayışında işletmeler iyi bir vatandaş olarak kendini kanıtlamaya çalışırken diğer yandan da yapısına uygun bir çalışma, bir etkinlik ortaya koymak durumunda kalacaktır. Böyle bir koşulun olduğu ortamda ise, işletmelerin uzun vadede kar elde etmesini engelleyici bir unsur olarak görür. Sosyal sorumluluk yaklaşımına piyasa ekonomisinin temel özelliklerinden biri olan görünmez el ilkesiyle de eleştiri getirilmektedir. Bireylerin kendi istemleri ve iradeleri dışında, topluma da yararlı olacak sonuçları yaratmaları kapital sistemde görünmez el ilkesi olarak kabul edilir. Bu çerçevede işletmeler ekonomik grupları etkileyen çıkarların dengelenmesinde yönetimin nasıl bir vicdanı olduğu sorun değildir. Sorun olan bu çıkarların dengelenmesi sürecinde yöneticinin bu sorunları algılama biçimi ve çıkarlara karşı gösterdiği ilgi, ortaya koyduğu etkinliktir. Sosyal sorumluluğa bir başka eleştirel bakış açısı ise işletme yöneticilerinin bu problemlerle ilgilenmeleri için özendirici bir teşvik’in olmadığı ve üstelik yöneticilerin de işletme kaynaklarını bu problemlerin çözümü için nasıl kullanacaklarını bilmedikleri yönündedir. DÖRT MODEL AÇISINDAN ELEŞTİRİLERE BAKIŞ Toplumda yaşana gelişmeler iki temel grubu etkiler: 1-Üretime katılan işçiler 2- Üretim sonucundan yararlana tüketici, toplum Gelişmeler işletmelerin daha fazla toplumsal sorunlara yönelmesine, dolayısıyla hem çalışanların hem de toplumun talep beklentilerinin artmasına yol açmıştır. Böylece baskı grupları hukuki ve kurumsal kimlik kazanmışlardır. Yöneticinin çevresinde olan sosyal sorunların farkında olması, bilinçli olarak bu sorunların çözümü için elindeki bütün kaynakların kullanılmasını sağlamaktadır. Buna ulaşmak için üç aşamalı model ile işletme, mal ve hizmet üretme işlevini yerine getirirken insan ve teknoloji faktörlerini göz önüne alarak hem içinde hem de toplumun kültürel, eğitim, istihdam, göç, kentleşme gibi yaşam düzeyini etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin gelişmesine katkıda bulunacaktır. İŞLETMELERİN TÜRLERİ Her ülkede çok çeşitli işletmeler faaliyette bulunurlar. Tek bir yönden sınıflamakla bütün bu işletmeleri tanımak olanağı yoktur. İşletmeciliği iyi kavramak için, çeşitli yönlerden işletmeleri sınıfla- yararlıdır. Genellikle işletmeler üç yönden sınıflandırılırlar: 1. Tüketicilerin (alıcıların) çeşidine göre, 2. Ürettikleri mal ve hizmet çeşidine göre, 3. Üretim araçlarının mülkiyetine göre. Tüketicilerin Çeşidine Göre İşletme Türleri Tüketicilerin (alıcıların) çeşidine göre işletmeler başlıca iki türlüdür: 1. Başka işletmeler için mal üreten işletmeler, 2. En son tüketiciler için mal üreten işletmeler. Bir işletme, söz gelişi, ayakkabı imalinde kullanılan makineler Yapıp satmak için kurulup işletilebilir. Bu makineleri satın alanlar.Yalnız ayakkabı imal eden işletmelerdir. Bazı işletmelerin ürettikleri malları en son tüketiciler alıp kullanırlar veya tüketirler — konserve yiyecek maddeleri, giyim eşyası, sigara gibi. Bu iki çeşit tüketicinin aynı malı satın aldıkları da olur. Örnek Olarak, buzdolabı hem öteki işletmeler tarafından hem de en son Tüketiciler tarafından satın alınabilir. İki çeşit tüketici de aynı çeşit telefon hizmetinden yararlanabilirler. Bir işletme, iki çeşit tüketiciye malını sunmak yoluyla, daha geniş bir pazara sahip olabilir. Bu tüketiciler için ayrı pazarlama stratejileri uygulamak zorunda Olduğu unutulmamalıdır. Nedeni, iki pazarın yapılarının birbirinden farklı olmasıdır. Ürettikleri Mal ve Hizmet Çeşidine Göre İşletme Türleri İşletmeler ürettikleri mal çeşidine göre ikiye ayrılırlar: 1.Dayanıklı malları üreten_işletmeler, 2. dayanıksız malları üreten işletmeler. Makine, giyim eşyası, buzdolabı, radyo, dayanıklı mallara örnekleridir. Bu mallar oldukça uzun süre kullanılırlar. Sigara, yiyecek maddeleri, defter gibi mallar dayanıksız mallardır. Kısa süre içinde tüketilip yok edilirler. Bu sınıflama pek açık değildir. Uzun süre ile kısa süre arasında Kesin bir sınır çizilemez. Bir çift ayakkabı, 5 yıl giyilebildiği gibi, 6 ayda eskiyip kullanılmaz duruma da gelebilir. Bununla birlikte, Malların çeşidine göre işletme sorunları da değişik olacağından, bu Sınıflama yararlıdır. Dayanıklı malların tüketiciler tarafından benimsenmesi daha Güçtür. Bu malların alımında daha çok ölçüde para harcamak gere Tüketicilerin mallar ayrı perakendecilerden ve aynı cins malın farklı markaları arasından seçim yapılarak sık sık alınabilir. Ürettikleri mal ve hizmet çeşidine göre işletmeler, şu ana grup. lara (sektörlere) ayrılarak da sınıflandırılır: 1. Ziraat, ormancılık, avcılık ve balıkçılık işletmeleri 2. Madencilik ve taş ocakçılığı işletmeleri 3. imalat ve sanayi işletmeleri 4. İnşaat işletmeleri 5. Elektrik, havagazı, su ve sıhhi hizmetler işletmeleri 6. Ticaret işletmeleri 7. Nakliyat, ardiye ve ulaştırma işletmeleri 8. Hizmet işletmeleri Bu ana gruplar da çeşitli yan gruplara (alt sektörlere) ayrılırlar örnek olarak, imalat sanayi işletmeleri ana grubu; gıda maddeleri imal eden işletmeler, sütten mamul maddeler imal eden işletmeler, dokuma sanayi işletmeleri, metalden mamul eşya imal eden işletmeler, müzik aletleri imal eden işletmeler gibi alt gruplara ayrılır. Ticaret işletmeleri, toptan ticaret işletmeleri, perakende ticaret işletmeleri, banka ve diğer mali müesseseler ve sigorta işletmeleri diye sınıflandırılır. Hizmet işletmeleri ana grubuna ise hukuki hizmetler, sağlık hizmetleri, milli eğitim hizmetiyle uğraşan işletmeler, berber dükkânları, lokantalar girer. 5, 6 ve 7 numaralı gruplara giren işletmeler de hizmet işletmeleri olarak düşünülebilirler. Bu işletmeler ham madde üretimi ile ilgilenmedikleri gibi, tüketicilere veya öteki üreticilere satmak için, ham maddeleri taşınabilir mallara dönüştürme işi ile de ilgilenmezler. Bu nedenle, bu işletmeler de geniş anlamda hizmet endüstrileri sayılırlar. Üretim Araçlarının Mülkiyetine Göre İşletme Türleri Bu sınıfa giren işletmeler üçe ayrılırlar: 1. Özel işletmeler 2.Kamu işletmeleri 3. Karma işletmeler Özel işletmelerde, genellikle sermayenin tamamı veya büyük bir bölümü özel kişilerindir. Kamu işletmeleri, özel işletmelerin aksine, sermayelerinin tamamı veya büyük kesimi kamu tüzel kişilerine ait olan işletmelerdir. Karma işletmeler ise, özel kişiler ile kamu tüzel kişilerinin birlikte kurdukları işletmelerdir. Kamu işletmelerinde, işletmenin mülkiyeti kamu kurumlarınındır. Kamu kurumu devlet, özel idare veya belediye olabilir. Bir görüşe göre, bir ülkede kamu işletmelerinin var olması için toplumda özel mülkiyet ilke sinin geçerli olması gerekir. Kamu işletmeleri, toplumun kültürel veya sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için veya ülkedeki iktisadi faaliyetleri düzenlemek için kurulurlar. Bu nedenlerle kurulan kamu işletmeleri sosyal yardım işletmeleri, ulaştırma ve beledi hizmet işletmeleri ve ticari amaçlarla kurulan ve kar amacı güden işletmeler olarak sınıflandırılabilir. Bu arada, yabancı sermayeli işletmeler de söz konusu edilmelidir. Bu tür işletmelerin sahipleri, başka ülkelerin müteşebbisleridir. Yabancı sermaye sahipleri girdikleri ülkedeki özel sermaye sahipleri veya kamu kurumları ile işbirliği yaparak işletmeler kurabilirler Türkiye’de devletin iktisadi hayattaki yeri ve rolü çok önemlidir. İktisadi faaliyetler özel teşebbüs ve devlet tarafından beraberce yürütülür. Bu nedenle Türk ekonomisi bir karma ekonomidir. Dolayısıyla, Türkiye’de özel, kamu ve karma işletmeler vardır.
__________________
![]() |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Etiketler |
amaclari, isetmenin, islevleri, tez, unv |
|
|