![]() |
#11 |
![]() ÇANAKKALE SAVAŞLARINDA ZAİYAT En çok kayıp kara harekatında verildi.Deniz Harekatında Türk tarafı 25 şehit ve 61 yaralı vermiştir.Yabancılar ise 800’e yakın kayıp verdiler.27 Kara harekatı her iki tarafta da pahalıya patladı.Mesela 9 Aralıkta çok şiddetli bir fırtına meydana gelir dolu ve kar yağışı meydana gelir.Seller düşman siperlerini basar,binlerce insan boğularak ve donarak ölür.Yalnız Suvla’da 7000’den fazla insan boğularak ve donarak öldü.Bunun üzerine İngilizler Suvla ve Anzak’ın derhal tahliyesini istemişlerdi.28 İhtilaf devletleri Çanakkale’ye evvelce nispeten küçük kuvvetler yollamışlar, sonra bunu hemen hemen 500. 000’e kadar artırmışlar (400. 000 İngiliz ve 79.000 Fransız ) İngilizlerin Zayiatı 205.000 olmuştur.115.000 ölü, yaralı , esir ve kayıptır.90.000 insan memleketlerine hastalıktan dolayı yollanmıştır.Fransızların zayiatı ise 47.000 olmuştur.Türklerin zayiatı şehit,yaralı ve hasta olmak üzere 252.300 olmuştur.29 ÇANAKKALE’Yİ DÜŞÜNÜRKEN Türkiye’deki eğitimi görmek için ziyarette bulunan Japon yetkililerinden biri Türk yetkililere: “Biz çocuklarımızı atom bombasının atıldığı Nagazaki ve Hiroşima’ya götürerek: — “Bakınız eğer çalışmazsanız ülkemiz bu hale gelir. Yok, eğer çalışırsanız mevcut durumumuzdan daha iyi oluruz.” diyerek gençlerimize hem tarih şuuru hem de ideal veririz der, Türk idareci “Bizim Nagazaki ve Hiroşima’mız yok ki” diye karşılık verince, Japon yetkili: “Sizin de Çanakkale’niz var ya” der. Evet, bizim Çanakkale'miz var. Hem de öyle ki, tarihte ender rastlanan bir savaş, nadir görülen bir kahramanlık. Batılıların “hasta adam” diye nitelendirdikleri Osmanlı devleti birçok yönden zayıf durumda. Kısa süre önce yapılan Balkan harplerinden yenilgiyle çıkmış, iktidardaki bir avuç ittihatçı ülkeyi bir dünya savaşına girdirmiş. Ülke siyasî bir değişim içerisinde. Osmanlı bu durumda iken yüzyıllardır Osmanlı’ya diş bileyen Batı için intikamın tam zamanı. Özellikle İngilizler, hile ve desisesiyle Fransa’yı da yanına alarak, Çanakkale’yi geçip İstanbul’u işgal etmek ve dolayısıyla “insanlığın son adası Osmanlı devletini” ortadan kaldırmak ve Osmanlı ülkesini paylaşmak istiyordu. Düşüncesi bu olan Batılılar haçlı seferlerini yeniden canlandırırlar. Özellikle İngilizler ve Fransızlar ülkelerinden ve sömürgelerinden, Akif’in deyimiyle “kimi hindu, kimi yamyam” binlerce askeri Çanakkale’ye yığmış; hatta, “halifeye yardıma gittikleri” yalanıyla müslüman insanları dahi Osmanlı’nın karşısına getirmişlerdi.(1) Çanakkale savaşında büyük çoğunluğu üniversite mezunu ve kültürlü gençlerden oluşan yaklaşık 253 bin şehit veren(2) Osmanlı, Çanakkale’nin geçişini önledi ama ülkenin inşasında onarılması güç yaralar aldı. Malum ve bilinen kahramanlıkların aksine farklı bazı örnekler arz etmek istiyorum. Özellikle meşhur okullarımızdan (Mekteb-i Sultanî Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Vefa Lisesi) örnekler vermek istiyorum. İSTANBUL LİSESİ 47 yıl öğretmenlik yapan Esat Lami Akman’ın oğlu Toygar Akman anlatıyor: — Birgün,“Neden bizden bilim adamı çıkmamış? Diğer ülkelerden ne farkımız var? Bizden hiç mi aydın yetişmemiş?” şeklinde ileri geri laf ettiğimizde babam gözlüklerini yavaşça çıkararak… — Aydın kaldı mı ki? demiş ve anlatmaya başlamıştı. — Babam anlattı, anlattıkça ağladı ve gözyaşlarını silerek: — O günlerin birinde İstanbul lisesinde, dokuzuncu sınıf(lise 1) talebelerine ders veriyordum. Sınıfın kapısı iki kez tıklatıldıktan sonra açılmıştı. İçeriye müdür muavini ile kalpaklı bir binbaşı girmiş ve sert bir asker selamı çakmıştı. Ben de ayağa kalkarak kendisini selamlamıştım. Daha ziyaret sebebini sormadan, binbaşı bana bakmış ve tok bir sesle: — “Muallim bey! Memleket, evlad-ı vatandan hizmet bekler” dedikten sonra sınıfa dönmüş ve arka sıralarda oturan uzun boylu öğrencilere: — “Sen gel, sen de gel. Köşede oturan, sen de gel.” diye seslenerek öğrencileri toplamaya başlamıştı. Ön sırada oturanlar, kendilerinin de alınması için oturdukları sırada dik oturmaya ya da ayaklarının ucuna basarak ayağa kalkmaya çalışıyorlardı. Binbaşı bu öğrencilere acı acı gülümseyerek bakmış ve sırtlarını okşamıştı… Topladıkları öğrencileri Selimiye kışlasında üç aylık eğitimden sonra Çanakkale’ye götürüyorlar ve bir daha gelmiyorlardı… Rahmetli babam sözlerinin burasında durmuş, dopdolu gözleriyle bana bakarak: — Gidenlerin hiçbiri geri gelmedi. Hepsi de 9. sınıfa kadar gelmiş evlatlarını şehit verdiler. Daha ne vereceklerdi ki? Memlekette aydın mı kaldı ki oğlum?(3) demişti. Anlatılan bu olayla ilgili bilmem yorum yapmak gerekir mi? VEFA LİSESİ İstanbul’da düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentisinin ayyuka çıktığı bir dönemde İstanbul münevveri, okumuşu, akın akın Çanakkale’ye gönüllü gitmenin yollarını arıyorlar; üniversiteler boşalmış, yaşlı hocalar sınıflarda okutacak öğrenci bulamıyorlardı. Liselerin son sınıfları, öğretmenleri bölük bölük askerlik şubelerinin önünde sabahın erken saatlerinde sıraya giriyorlar; bir an evvel Çanakkale’ye gitmenin heyecanını yaşıyorlardı. Tam böyle bir durumda Vefa Lisesi’nde Fransızca muallimliği yapan, annesinden başkası olmayan 30 yaşındaki Ahmet Rıfkı Bey, 1915 Mayıs ayında her zamanki gibi hazırlığını yapıp, çantası elinde, mektep kapısından içeri girdi. Dersi lise 1. sınıftaydı… Sınıfta herkes başını önlerine eğmiş ne bakıyorlar ne de selamını alıyorlardı. Ahmet Rıfkı Bey, “rica ediyorum lütfen biriniz konuşsun” dedi… Arka sırada oturan Ömer ayağa kalktı: —“Muallim bey, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler. Siz ise hâlâ buradasınız! Biz de gitmek isteriz ama yaşımız tutmuyor” dedi… — “Sevgili yavrularım, insanlığın her döneminde olduğu gibi bu devirde de ziyadesiyle sizlerin eğitim ve öğretime muhtaç olduğunuz bu günde, milli ve medenî terbiyeyi veremiyor muyum?” Bu sözler muallim beyin ağzından düğüm düğüm, boğuk boğuk dökülüyordu. Ön sırada oturmakta olan Avni: — “Muallim bey, sevgili İstanbul elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar, söyler misiniz?” Konuşacak hali kalmayan Ahmet Rıfkı Bey gerekli hazırlıkları yapar ve Çanakkale’nin yolunu tutar… Ve şehit olur…(4) MEKTEB-İ SULTANÎ (GALATASARAY LİSESİ) İmparatorluk devrinde derslerin tamamı Türkçe ve Fransızca olan tek mektep Galatasaray Lisesi idi. Talebesinin yekûnu 650 olup, bunun yarısına yakını da Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Sırp, Karadağ gibi gayri müslim ekalliyet çocuklarıydılar(5). Bu durum okulun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 45 şehit, 150 gazisi ile Çanakkale’de çok ciddi rol oynayan Galatasaray talebelerinin gördüğü iş takdire şayandır. Bunlardan bir tanesini sizlere arz edeyim. Mehmet Muzaffer Çanakkale’ye vardığında savaş durumuydu… Çanakkale’deki birliklerin büyük kısmı Kafkas, Irak, Filistin cephelerine sevk edileceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarını ikmal emri aldılar. Karargâhta görevli olan Mehmet Muzaffer İstanbul’u çok iyi bilen uyanık ve açıkgöz biriydi. Otomobil lastiği ve bazı malzemelere ihtiyaç olduğundan bunu en iyisi ile ancak o yapabilirdi. Erkân-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkere ile İstanbul’a gönderildi. O yıllarda otomobil az olduğundan, lastik bulmakta zor olmasının ötesinde kara borsada ancak bulunabilirdi. Uzun arama sonunda Karaköy’de bir yahudide aradığını bulmuştu. Fiyatlar çok fahişti. Ama anlaşma sağlandı. Oradan ayrılıp doğru Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Az sonra yaşlı Kaymakam(yarbay)’ın huzuruna çıktı. Kaymakam baktı baktı ne kadar para istediğini sormadan: — “Ne alınacak” dedi. — “Oto ve kamyon lastiği” cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffere dik dik baktı: — “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi, yürü git. İnsanı günaha sokma… Para mara yok!” Selam çakıp dışarı çıkan Muzaffer kara kara düşünür. Zira kendine güvenilmişti. Düşünceli düşünceli yürürken birden durur, aradığı çareyi bulmuştu. Doğru tüccar Yahudi’ye gider: —“Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam, gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin…” Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti: — “Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.” Ertesi gün ezan vakti tüccarın kapısındaydı. Mal yüklendi ve Çanakkale’nin yolunu tuttu. Tüccar kendisine verilen parayı üç gün sonra Osmanlı bankasına götürdü. Bozmadılar… Zira elindeki para sahteydi. O gece Mehmet Muzaffer, temin ettiği evrakla sabaha kadar sahte para yapmıştı. Paranın arkasında “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.”(6) diye yazıyordu. Paranın akıbeti ve daha birçok hadise ismini zikrettiğim kitapta mevcut. Görüldüğü gibi Çanakkale gerçekten gurur kaynağımız, alınacak çok dersler ve ibretler vardır. Genç kuşağın özellikle bunu anlaması gerekirken, büyükler de bunu öğrenip, öğretmelidir. Mazisini bilmeyen, hâlini değerlendiremez ve geleceğe ümitle bakamaz. AHMET BELADA
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#12 |
|
![]() ![]() KIBRIS MÜCAHİT ŞEHİTLERİMİZ 1964 YILI ŞEHİTLERİ ŞEHİTİN ADI SOYADI DOĞUM TARİHİ ÖLÜM TARİHİ Mehmet Mustafa Çoban 1920 1964 Ertan Ali 1945 1964 Hasan Tahir 1890 1964 Salim Tahir 1899 1964 Ziya Ali Tilki 1944 1964 Ayhan Hüseyin 1938 1964 Ali Fevzi 1902 1964 Cengiz Ratip 1933 1964 Halil Hasan 1915 1964 Hüseyin Niyazi 1938 1964 İbrahim Kazım 1946 1964 Kemal İbrahim Yahu 1946 1964 Kemal Mustafa Anatyulu 1934 1964 Mustafa Hasan Yorgancı 1914 1964 Münür Hilmi Şago 1916 1964 Turgut Sıtkı 1939 1964 Tahir Kani 1924 1964 Faik Cahit Sururi 1944 1964 Mulla Kani Salih 1880 1964 Osman Mehmet Ali 1910 1964 Kemal Hüseyin 1932 1964 Mustafa Kara Mehmet 1927 1964 Erol Mehmet Ali 1941 1964 Hüseyin Mustafa Patersan 1906 1964 Mustafa H. Hüsnü Abuzet 1934 1964 Bekir Ethem 1918 1964 Fahri Ahmet Hüdaverdi 1926 1964 Abdullah Haşim 1937 1964 Şerif Ali İbrahim 1924 1964 Ramadan Kazım 1902 1964 Ali Ahmet Barut Kaşıkçı 1901 1964 Mehmet Ahmet Sadrazam 1896 1964 Feride Mustafa 1917 1964 Cenan Kara Mehmet 1925 1964 Osman Süleyman 1885 1964 Fuat Hüseyin 1947 1964 Hasan Ahmet Kakuro 1910 1964 Mustafa Osman Çatalo 1925 1964 Osman Hasan 1920 1964 Osman Ahmet Kakuro 1904 1964 Nuh Ahmet 1936 1964 Ahmet Mehmet Veli 1913 1964 Ahmet Mustafa 1932 1964 Hamit İbrahim 1927 1964 İrfan Hasan Pilli 1929 1964 Hüseyin Vehbi 1910 1964 Kemal Ali Yorgancı 1927 1964 Muhittin Mustafa Yangın 1932 1964 Mehmet Asım Kalavaç 1943 1964 Muhammet Osman Besim 1939 1964 Osman Latif Dinçel 1942 1964 Osman Mulla Ahmet 1879 1964 Özkay Hamit 1951 1964 Salih Cevdet 1909 1964 Süleyman Recep 1925 1964 Tevfik Hüseyin 1944 1964 Adnan Ali Rıza 1925 1964 Asım Mulla Rasıh 1901 1964 Duriye Salih 1929 1964 Salih Tahir 1920 1964 Kazım Salih 1911 1964 Kemal Hüdaverdi 1928 1964 Gülseren Arif 1938 1964 Arif Hasan 1943 1964 Hasan Derviş Kamil 1943 1964 Ahmet Rahim Faruk 1927 1964 Emin İzzet 1948 1964 Mehmet Ali Galliga 1930 1964 Mehmet Ali Dede 1907 1964 Niyazi Hasan Kumarcı 1929 1964 Necip Behiç 1946 1964 Erol Hüseyin 1947 1964 Ahmet Hasan Dayı 1914 1964 Ekrem Namık 1941 1964 İbrahim Haşim 1900 1964 Mustafa İbrahim 1910 1964 Mehmet Mahmut Kasap 1915 1964 Fuat Mustafa 1941 1964 İbrahim Gazi 1932 1964 Mustafa Ahmet 1934 1964 Hüseyin Fikret Pipili 1910 1964 Saffet Mehmet Bağzıbağlı 1900 1964 Hüseyin Osman Foko 1931 1964 Önay Mehmet Ali 1944 1964 Savaş Behiç 1950 1964 Kerim Mustafa 1932 1964 Turgut Mehmet 1944 1964 Bayar Hüseyin Piskobulu 1934 1964 Erol İsmail 1933 1964 Özel Reşat Kansoy 1933 1964 Mehmet İdris 1906 1964 Memduh Sadık 1937 1964 Sadık Elmas 1916 1964 Ertuğrul Hasan Depreli 1926 1964 Enver Hüsnü 1941 1964 Fuat Hüseyin Yakup 1932 1964 Kemal Hüseyin Salih 1955 1964 Özkan Salim Eminağa 1946 1964 Osman Hüseyin Mani 1900 1964 Fikri Haşim 1935 1964 Havva Emirali 1911 1964 Emir Ali Hüseyin 1913 1964 Hasan İbrahim 1899 1964 İbrahim Ali 1914 1964 Behzat Hüseyin 1934 1964 Aytekin Zekai 1936 1964 Eybil Çetin 1942 1964 Nevzat Hüseyin 1936 1964 Osman Emir Ali 1938 1964 Hasan Hüseyin Dohnili 1929 1964 Esat Osman 1931 1964 İsmail Mehmet Hüseyin 1900 1964 Mustafa Salih Karaman 1897 1964 Mustafa Osman Akay 1940 1964 Caner Mehmet Ali 1945 1964 Fezile Ali 1920 1964 Hüseyin Halil Kavaz 1905 1964 Kamil Mehmet 1917 1964 Kaymakam Mazhar 1922 1964 Mehmet Ahmet 1920 1964 Mehmet Sinan 1905 1964 Pembe Mehmet Sinan 1910 1964 Taner Cemal 1957 1964 Zühtü Mehmet Emir Ali 1930 1964 Ali Dede 1900 1964 Ahmet Koca Mehmet 1925 1964 Hasan Mustafa Barboçolli 1942 1964 Ahmet Mustafa Meddi 1907 1964 Abdullah Emirzade 1935 1964 Ali Musa 1933 1964 Ali Hüseyin Genç 1930 1964 Bayar İbrahim 1941 1964
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#13 |
|
![]() ![]() Eşi ve 3 oğlu Kıbrıslı Rumlar tarafından banyo küvetinde katledilen Binbaşı Nihat İlhan vahşeti 39 yıl süren suskunluktan sonra Saygı Öztürk'e anlattı. KIBRIS Türk Alayı Hastanesi'nin Baştabibi Binbaşı Nihat İlhan, hayatında hiç otobüs kullanmamıştı. Hastanedeki birkaç hastayı, ameliyat malzemelerini otobüsle çatışmaların yaşandığı Kaymaklı'dan götürmesi gerekiyordu. Alayda nöbetçiler dışında kimse kalmamıştı. Binbaşı İlhan, ameliyat malzemeleri ve sağlık gereçlerini meslektaşlarıyla otobüse yerleştirirken, birbirlerine 'Hadi, çabuk olun' diyorlardı. Askeri otobüsün şoförü yoktu. Kontak anahtarı üzerindeydi. Binbaşı İlhan, direksiyon başına geçti, aynaları kendisine göre ayarladı. Vitesle oynadı. Eli ayağı dolaşıyordu. Otobüs büyük bir gürültüyle çalıştı. Yanında doktor Ayhan Alkoç vardı. Yavaşça ilerlemeye başladı. Gecenin o saatinde, alayın yakınındaki Ermeni bakkalın açık olmasına hayret etti. Bu kişinin Yunan casusu olduğundan emindi. Bakkal, Türk askerlerinin gidişini görmüş, Binbaşı İlhan'ı otobüsün direksiyonunda gördüğünde hayret etmişti. Binbaşının sürprizi: Bir araba Kıbrıs fena karışmıştı. Türk ailelerini taciz ve tahrik etmek için gecenin bir yarısında evlerin kapısını çalıyorlardı. Binbaşı Nihat İlhan'ın alayda nöbette bulunduğu bir gece, evinin kapısı çalındı. Kapıyı açan Mürivet Hanım, kendisine İncil satmak isteyenlere, 'Kuran-ı Kerim getirin alayım' dedi ve kapıyı kapattı. Tahrikler öylesine artmıştı ki, Larnaka Köprüsü'nün önüne Rumlar bir tabela dikmişlerdi, 'Buradan Türk ve köpek geçemez' diye. İbadet sırasında camilere kurşun sıkılıyor, halkın namaz kılması engellenmek isteniyordu. Kıbrıs'taki her gerginlikte Ankara ayağa kalkıyor, eline Türk bayrağını alan Anıtkabir'e koşuyordu. Kıbrıs'ta yaşananlara duyarlı olanlardan birisi de Binbaşı İlhan'ın eşi Mürivet Hanım'dı. Ankara'da 'Ya Kıbrıs, ya Taksim' diye bağıranlar, ön saflarda yürüyenler arasında o da yer alıyordu. Bugün Nihat İlhan'ın aklından 'Eşim Kıbrıs mitinglerine katıldığı için mi Yunan ajanlarınca mimlenmişti' sorusu geçiyor... Mürivet Hanım, oğulları Murat, Kutsi, Hakan'la Kıbrıs'a gittikleri zaman kendilerini bir sürpriz bekliyordu. Binbaşı İlhan, kendisine sıfır kilometre Volkswagen otomobil almıştı. Binbaşı İlhan, sabahları işine otomobille gidiyordu. Çocuklar, babaları gelir gelmez otomobilin yanına gidiyorlar, otomobilinde 'şoförcülük' oynuyorlardı. Murat hep direksiyona geçiyor, Kutsi ağlayarak annesine şikayet ediyordu... Kahraman hemşirenin öyküsü Kaymaklı'da başlayan olaylar yayılıyordu. Gönyeli'de olaylar kontrol altına alınmıştı. Daha güvenli olduğu için hastane, yaralılar dahil Gönyeli'deki okula taşındı. Binbaşı İlhan, kapının önünde yaralı getirilip getirilmediğine bakıyordu. Uzakta bir hemşire gördü. Sırtında da bir yaralı. Gözleri doldu. Koştu, nefes nefese kalmış hemşirenin sırtındaki yaralıyı aldı. Hemşire, yaralıyı ta Kaymaklı'dan taşımıştı... Kıbrıslı hemşire, hastasının ameliyatında da başındaydı. Yaralı kendine gelip gözlerini açtığında hemşire karşısındaydı... Hemşire gülümsedi, 'İyi ki fazla kilolu değilmişsin. Yoksa seni getirirken benim canım çıkardı' dedi. Yaralı Kıbrıs Türkü, sınıftaki Atatürk'ün fotoğrafını gördü. 'Ben neredeyim?' diye sordu. O sırada İlhan yanlarına geldi. 'Oğlum seni buraya hemşire hanım sırtında getirdi. Böyle fedakar insanları oldukça Kıbrıs hep Türk kalacaktır' dedi. Hemşire hanım, cebinden çıkardığı mendille, yaralının alnındaki teri sildi. Göz göze geldiler. Sessizliği, 'iki yaralı daha geliyor' sesleri bozdu... Kıbrıslı Rumlar evi basıyor Makineli silahla kapıyı tarayan Rumlar, eve girmek için uğraşıyordu. Silah seslerine uyanan Binbaşı İlhan'ın eşi sabahlığını giyerken, bir yandan 'Murat, Kutsi, Hakan, uyanın uyanın' diyordu. Silah seslerine ev sahibi Feride Hanım ve eşi Hasan da uyanmıştı. Rumlar, kapıyı omuzladılar. Karşılarına önce ev sahibi Feride Hanım çıktı. Yediği kurşunlarla o hemen öldü. Eşi Hasan, kendisini karyolanın altına attı. Yerden seken kurşunlardan birisi bileğine isabet etti. Acı içinde kıvranıyor, ama sesini çıkarmıyordu. Binbaşı İlhan'ın eşi, çocuklarını banyo kuvetine bıraktı. 'Ağlamayın kurtulacağız' diyordu. Kendisi banyo kapısının önüne çıktı. Gözü dönmüş Rumlar, çocukları arıyordu. Önce çocukları öldürecekler, annelerine acı çektireceklerdi. Rumlar'ın ne dediklerini anlamıyordu. Anne, kapının iki tarafına kolunu germiş, çocuklarının olduğu yere onları sokmuyordu. Rumlar içerde gelişi-güzel ateş ediyorlardı. Kimisi buzdolabını, kimisi çamaşır makinesini hedef alıyordu. Arada bir konuşup kahkahalar atıyorlardı. Birisi Mürivet Hanım'ı kolundan çekti. O kapının koluna yapıştı. Diğeri elindeki silahın dipçiğiyle kapı kolunu tutan eline vurdu. Üçüncüsü karşısında gülüyor, diğeri ateş ediyordu. Kapıyı açtılar. Çocukları gördüler. Mürivet Hanım, 'Beni öldürün, yavrularıma kıymayın' diye yalvarmaya başladı. Birden onların önüne geçip küvetin içinde bulunan çocuklarının üzerine kollarını gerdi. Ağlamalara, yalvarmalara, Rumlar'ın kahkahaları karışıyordu. Annenin kollarından yakalayıp çocuklarının üzerinden kaldırdılar. O küçük banyoda kıyamet kopuyordu. Ne gelen vardı, ne giden... 22 Aralık'ı 23 Aralık'a bağlayan o soğuk, o uğursuz gecede banyoda silahlar patladı. Murat'ın kanı banyonun beyaz fayanslarına fırladı. Annenin haykırışı boşunaydı; gözü dönmüş Rumlar'ı daha da azgınlaştırıyordu. İnsanlık yok olmuştu. Karyolanın altındaki komşu Hasan nefesini tutmuştu. Küvette 27 boş kovan çıkmıştı!
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#14 |
|
![]() Şehitlere son görev Pazar günü Atatürk Anıtı önünde Kıbrıs şehitleri için tören düzenlenecekti. Binbaşı İlhan, konuşmasına 'Çocuklarıma bayrağı nerede görürseniz görün derlenip toparlanacaksınız. İstiklal Marşımız'ı duyduğunuz zaman hazır ola geçeceksiniz. Ülkemizi, tüm insanları sevmeleri için yetiştiriyordum' diye başladı. Kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Binlerce kişi ölüm sessizliği içinde şehit eşini, şehitlerin babasını dinliyordu... O soğuk Pazar günü şehitlere Elazığlılar son görevini yerine getirdi. Binbaşı İlhan, şehitlerini toprağa verip, Ankara'ya gittiğinde, görev yeri olan Kıbrıs'a bir an önce gitmek, yaraları sarmak istiyordu. Ona, 'hayır' dediler. O artık Kıbrıs'a gönderilmeyecekti. Kıbrıs çıkartmasını öğrendiği zaman, gönüllü olarak gitmek istedi. Ona yine 'hayır' dediler. Kıbrıs çıkartmasının ilk günlerinde ona bir mektup geldi. İçinde bir fotoğraf bulunuyordu. Zarfı açtı, önce fotoğrafa baktı: 'Lefkoşa'daki bizim ev' dedi. Mektup, 'Sevgili Kardeşim Nihat' diye başlıyordu. Mektubu gönderen ise Kıbrıs çıkartmasında bulunan ünlü komutanlardan Bedrettin Demirel'di. Şehitlerin kanlarının yerde kalmadığını, Kıbrıs Türkü'nün esaretten kurtulduğunu bildiriyordu... Eşi ve çocuklarının şahsi eşyalarını, çocuklarının çok sevdiği 1963 model Volkswagen'i Kıbrıs'tan Elazığ'a getirtti. O otomobile hep gözü gibi baktı. Eşi ve çocuklarının anısını saklayan bu otomobile arada bir bindi. Bindiği zaman otomobilinde hep onların oynayışlarını, sevinç çığlıklarını, ağlayışlarını duydu. 39 yıllık otomobili 39 bin kilometre bile yol kat etmemiş. Nihat İlhan, bazen otomobilini garajından çıkarıp uzaklaşıyor. Arada bir arka koltuklara bakıyor, 'Murat, Kutsi' diyor. Hakan daha küçük. Ne söylediğini anlamazdı bile. Seslerini duyamayınca bir kez daha sesleniyor. Yine cevap alamıyor. O yoğun trafikte dikiz aynasından arka koltuğa bakıyor... Onları göremiyor... Heyecanlanıyor. Sağ koltukta eşi de yok... Sonra anımsıyor. Otomobilini bir kenara çekiyor. Sigarasını yakıyor. Otomobili garajına bıraktıktan sonra abdest alıp 'Mürivet', 'Murat', 'Kutsi', 'Hakan' adını verdiği çamların dibinde ruhlarına Fatiha okuyor. Eline hortumu alıyor dallarına tutuyor. Dallar sallandıkça eşi ve çocuklarının 'teşekkürlerini' duyar gibi oluyor... O yorgun beden birden beyaz bir kelebek olup sallanan dalların üzerine konmak istiyor...
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#15 |
|
![]() Yatan Asker.. Yanıp, tutuşurken vatan aşkıyla, Namusum olan ay yıldızlı bayrağa.. Sahip çıktıkça, ülkemin her karış toprağına Şehit olup yatacağım sonsuza dek bu topraklarda.. Sen hiç yattın mı? Topraktan yatakta… Sen hiç yattın mı? Yıldızlarla bezenmiş gök kubbe altında… Sen hiç yattın mı? Bulutların oluşturduğu yorganla… Sen hiç… Hiç yattın mı? Büzülmüşüm yatıyorum, Sanki ana rahminde… Soğuktan yapışmış elim metale, Tenim kalır namlunun üzerinde.. Sen hiç yattın mı? Donmuş toprakta … Sen hiç yattın mı? Uçsuz bucaksız simsiyah mekan da… Sen hiç yattın mı? Alaz rüzgarın, yüzünü kamçıladığında … Sen hiç… Hiç yattın mı? Titrerim, korkudan değil, Islanmış, bitap bedenim.. Düşünürüm sevgiyi, yokluktan değil, Anadır, babadır, gardaştır, yüreğim.. Sen hiç yattın mı? Kan kokan toprakta … Sen hiç yattın mı? Etrafını saran barut kokusun da… Sen hiç yattın mı? Şehit düşen arkadaşının yanında … Sen hiç… Hiç yattın mı? Bayrağım namus, Vatanım ana!! Allah şahidimdir, ölmekse uğruna!! Tüm şehitler gibi toprak olsa da kefenim!! Yatmazsam şehitlikte, namert oğlu namerdim.. M. Şükrü ŞEKER 06 Eylül 2006 Çarşamba, 01:27:36 TÜM ŞEHİT, GAZİ VE ASKERLERİMİZE İTHAF EDİYORUM.. DAĞLARDA ÜLKEMİZ İÇİN NÖBET TUTAN VE HAYATINI FEDA ETMEYE HAZIR TÜM ÜLKESİNİ SEVENLERE
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#16 |
|
![]() Çanakkale Şehitlerine Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya, Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı” Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela... Hani tauna da zuldür bu rezil istila... Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına, Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ... Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz. Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab. Öteden saikalar parçalıyor afakı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller, Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyare. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram? Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam. Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer; Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi; “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi. Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i... Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyetler eder istiab. “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına; Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle; Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. MEHMET AKİF ERSOY
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#17 |
|
![]() SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR" Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu: "Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır. Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.." BENİM GÖZLERİM GÖRECEĞİNİ GÖRDÜ O gün Boğaz tabyaları arasında en çok iş gören ve en çok hasara uğrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryası oldu. Sabahtan beri muharebenin en şiddetli anlarında dahi iki sahil arasında gidip gelmekten çekinmemiş olan Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber aldığı zaman yine motora atlayıp Çimenlik İskelesi'nden karşı sahile hareket etti. Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip * " Ne var evlat ?" diye sordu. Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyeti aldı. Çünkü sesi tanımıştı. Ama gözleri başka tarafa bakıyordu. * " Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?" O zaman nefer tok sesiyle " Üzülmeyin efendim" diye cevap verdi. " benim gözlerim göreceğini gördü" ( Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve "Ocean" destroyeri hareket edemez hale getirilmişti.) Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#18 |
|
![]() VATAN ![]() Kimse söndüremez tüter bu ocak, Adı türktür Bu vatanın türk kalacak. Şehit ve gazi bedelidir bu şanlı bayrak, Adı Türk'tür bu vatanın türk kalacak. Nice şehitler vermiş bu toprak, Sahiip çıkılacak vatan ve bayrak. Tüm gençlik vatan bekçisi olacak, Adı Türk'tür bu vatanın Türk kalacak. Her şafakta bir ışık parlayacak, Tüm gençlik ona sahip çıkacak. Türk gençliği uşak olmayacak, Adı Türk'tür bu vatanın Türk kalacak. Düşman karşısında birlik olacak, Barış ve kardeşlik ülkümüz olacak. Huzuru bozana dünya dar olacak, Adı Türk'tür bu vatanın Türk kalacak. Yüzlerce Cemal gazi olacak, Binlerce Mehmet Şehit Olacak. Tüm gençlik nöbet tutacak, Adı Türk'tür bu vatanın Türk kalacak. Cemal MUTLU E.J.Gazi Ütgm. 1985 Kara Harb Okulu Mezunu
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#19 |
|
![]() Soran Olursa ![]() Seni tek başına gören olursa Dertliyim derman bulunmaz dersin Gözünden akan yaşı gören olursa Sevdiğim askerden gelmedi dersin Başkasını seversin diyen olursa Ondan başkasını sevemem dersin Seni evlendirecekler diyen olursa Ömrümde başkasına yar olmam dersin Ne zaman gelecek diye soran olursa Geldi kalbimde yaşıyor dersin Onun aşkı yalan diyen olursa Ettiğimiz yemin büyüktür dersin "Askerler vurulunca değil unutulunca ölürler."
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#20 |
|
![]() HİSSETMİŞTİM ANNE ![]() Ana bu sabah yine erken uyandık Botları boyadık,düzeni yaptık Sabah sabah iştimada dimdik ayaktaydık Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Bir emir geldi babacan komutandan Araçlara bindik tam teşhizat hep bir andan Karamanlı başladı dua okumaya ağzından Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Mataramda ki su sanki zem zemdi Tetiğim gül oya,süngüm bir çiçekti Yüreğimde ki sevda daha bir depreşti Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Sen geldin aklıma giderken göreve Sivaslının gözündeki yaşa takıldı aklım Sordum kendi kendime acep niye Biliyordu o da kavuşmayacaktı nişanlısı Emine'ye Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Bir ses duyuldu önce kulaklarım oldu sağır Az sonra geldim kendime koştum cenke Arkadaşlar dökülüyordu tek tek yere bağır ALLAH diye bağır Gözümde ki yaş düşmüştü gönlüme orda oldu kahır Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Vatan içindi dökülen kanlar yere Çakallar karşı cephede mehmetçikler yerlerde Tokatlı,Yozgatlı düşmüş kalmışlar üst üste Allahım sen onlarında gazasını mübarek eyle Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne Doğduğum anı bilmem ama anam Ölürken son sözüm oldu VATAN Helaldir ona bu uğurda verilen her can Ana ağlamaysın oğlun oldu şehit OSMAN Ben şehit olacağımı hissetmiştim anne VATAN SAĞOLSUN
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
Etiketler |
olmezbizler, sehitler, surece, yasattigimiz |
|
|