![]() |
#1 |
![]()
TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ
Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa, Türk'e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa; Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa Onu kanla söndürüp parçalarız, yeneriz . Biz Tufanı yarattık uyku uyurken batı, Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı. Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı: Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz. Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
|
![]() |
![]() |
![]() |
#2 |
|
![]()
DAVETİYE
Ey benito musolini! Ey gayet yüce, İtalyanlar başvekili muhterem Duce! Duydum ki, yelkenleri edip de fora Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora. Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür; Din arabın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa Türk eri de öyle gider kanlı savaşa. Hem karadan, hem denizden ordular indir! Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir! Kalem, fırça, mermer nedir? birer oyuncak! Şaheserler süngülerle yazılır ancak! Çağrı Beğ'le Tuğrul Beğ'in kurduğu devlet İtalyalı melezlerden üstündür elbet; Bizim eski uşakları alda yanına Balkanlardan doğru yürü er meydanına; Çelik zırhlı kartalları göklere saldır... Fakat zafer sizin için söz ve masaldır... Dirilerek başınıza geçse de Sezar Yine olur Anadolu size bir mezar. Belki fazla bel bağladın şimal komşuna, Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna, Tanıyoruz Atilla'dan beri cermeni, Farklı mıdır prusyalı yahut ermeni? Senin dostun cermanyaya biz Nemşe deriz, Bir gün yine bec önünde düğün ederiz. Söyle, kara gömlekliler etmesin keder; Ölüm-dirim savaş bir gün mukadder! Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin; Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Hayal bütün insanlarda olan bir haldir. Bu hayaller zamanları hızla aşmalı, Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı! Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün! Kılıçlarımız kınlarından çıkmayagörsün! Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir; 17'ye karşı 44 milyon az gelir. Arnavudu yendim diye kendini avut, Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut? Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler! Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler! Sert dipçikler ezmelidir nice başları! Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları! En yiğitler serilmeli en önce yere! Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere! Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister! Büyük devlet kurmak için büyük kan ister. Damarında var mı senin böyle bol kanın? Türk'ün kanı bir eşidir lavlı volkanın! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir, Karşısında olmasaydı şanlı "Türk Budun" Belki gerçek olacaktı bir gün umudun, İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı, Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı. Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır; Hız verecek biricik şey ona savaştır! Keskin olur likörlerden ayranla kımız, Karnerayı yere serer Tekirdağlımız. Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru... Biz güleriz façyoların felsefesine, Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine? Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz! Karşısında bir göl kalır sizin danteniz! Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık! "General"ler "Paşa" larla atamaz aşık!.. Ey İtalyan başvekili! Ey musolini! İki ırkın kabarmalı asırlık kini... Hesabını göreceğiz elbette yarın Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların! Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih. Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa... Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa! Haydi, hamle kafirindir... İlkönce sen gel Ecel ile zaman bize olmadan engel! Burada tanklar yürümezse etme çok tasa; Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa. Olma boyle sinsi çakal, yahut engerek! Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek! Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde! Atilla'nın ateşi var içimizde! Kanije'nin gazileri daha dipdiri! Sınırdadır Plevne'nin kırkbir askeri! Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet! Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet! Şehitlerden elli milyon bekçisi olan Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan! Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#3 |
|
![]()
YAKARIŞ-I
Anlamayız hayatı felsefeyle, ilimle; Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı. Rahat yatakta ölmek acep olmaz mı çile? Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı. Aşık nasıl bulursa iç açan bir serin su Sevdiği bir güzelin som yalaz dudağında, Sönecektir bizim de gönlümüzün tamusu Tanrıların gezdiği yüce Tanrı Dağında. Tanrı Dağı! Tanrılar, tanrılaşanlar Dağı! Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var. Savaş türküleriyle aylı kızıl bayrağı, Kefensiz ölülerin ruhunu özleyen var. Ulu Tanrı! Kür Şad'ın yenilmeyen ruhunu Yüce Tanrı Dağında biraz daha barındır! Geleceğiz yakında! Yarın bütün oralar Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır. Tasa mıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi? Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız? Bu kurşunlar, süngüler öldüremezler bizi, Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız. Gözümüzde bir hasret parlayarak düşünce, Toprak ana elbette bize açar kolunu. Onun kadar düşünmez bizi hiçbir düşünce, Kendi koynunda saklar can veren her oğlunu. Yurt ve şeref uğrunda sen seril de toprağa Varsın hiçbir dudakta anılmasın er adın! Kan sızarak göğsünden huzuruna varınca Iztırabı dinecek belki o gün Kür Şad'ın. Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa? Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı, Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa? Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı. Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#4 |
|
![]()
YAKARIŞ-II
Bir gün olur, elbette eski beğler dirilir; Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar. Yine şanlar alınıp nice canlar verilir, Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar. “Türk tarihi” denen kahramanlık şiirini Yeniden yazmak için harcayacağın kandır. Mısraların içinde en güzel ve derini Batıda “Niğbolu””, doğuda “Çaldıran”dır. Yine batılıların üçüncü Kosova’da Topraklara sereriz, bir değil, birkaçını. Çekilince kılıçlar yeniden Haçova’da Param parça ederiz Cermenliğin haçını. Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız, Bir Türk gölü yaparlar Akdeniz’in içini. Acı acı gülerek bu gün susanlarımız. Yarın rezil ederler Romalı’nın piçini. Genç Fatih’in ordusu yine tekbir alınca Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu. Haritadan sileriz Tuna’ya at salınca Ulah’ını, Sırb’ını, Bulgar’ını, Rum’unu. Gövdesini elbette döndürürüz kalbura Bir geçerse Moskof’un elimize yakası. Çanakkale önünde yine kopar bir bora Süngümüzle bozulur İngiliz’in cakası... Yiğit Harbiyeliler! Öğrenin dersinizi: Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır. Vazifeniz: Kanije, Silistire, Pilevne, Niğbolu, Kosova, Malazgirt, Çaldıran’dır. Yarın Yavuz dirilip bize buyruk verince Kızgın kum çöllerini yeni baştan aşarız. Kanlarımız sebildir; akıtarak hepsini Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#5 |
|
![]()
bütün Türk gençliğine....
Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset. Sen bütün varlığına yurdumuzun malısın. Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et; Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın. Iztırap çek, inleme... Ses çıkarmadan aşın. Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın; Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın Tek başına dileğe doğru at salmalısın. Ezilmekten çekinme... Gerilmekten sakın! İradenle olmalı bütün uzaklar yakın, Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın Ateşe atılmalı, denize dalmalısın. Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan! Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan? Mefkuresinden başka her varlığı unutan Kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın... Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak, Ne de sıska bir göğüse takılan bir çiçeksin; Senin de bu dünyada nasibin var: Savaşmak!.. Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin. Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla... Hayata ne biçimde geldinse bir borayla Daha sert bir kasırga içinde biteceksin. Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından; Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından. Belki öldükten sonra bir parça güleceksin. Yüz paralık kursunla gider "Hayat" dediğin; "Tanrı Yolu" uzaktır; erken kalk, sıkı giyin. Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin. Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini, Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına. Işıksız kulübende boranın esişini Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına. Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca; Namert bir el arkandan seni vurur kadınca; Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına... Hayatin kamçısıyla sızar derinden kanlar, Senin büyük derdinden başkaları ne anlar? Vicdanını Paris'e, Moskova'ya satanlar, Küfür diye bakarlar senin dualarına. Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim, Beraberiz seninle, işte elinde elim. Seninle bu hayatin gel beraber gülelim Ölümüne, gamına, tipisine, karına... Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile, Onu bütün gücünle vuracaksın çağında. Savaş..... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın, Ne sevgili yanında, ne baba ocağında. Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara; Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara... Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara "Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında. Siyasette muhabbet... Hepsi yalan palavra... Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara... Lenin’den bahsederse karşında bir maskara Bir tebessüm belirsin sadece dudağında. Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar! Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar... Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar? Ruhlarımız buluşur elbet Tanrıdağı'nda... Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin, Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da, Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın Yorgunluğunu gidermek serin bir su başında. Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan? Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan. Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan, Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında. Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın, Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın. Duygular ölmüştür... Tapınılan bir kızın Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında. Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç! Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç... Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#6 |
|
![]()
TOPAL ASKER
Ey saçları "alagarson" kesik hanım kız! Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Bacağımla alay etme pek topla diye. Bir sorsana o topallık nerden hediye ? Sen Şişli'de dansederken her gece, gündüz Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık; Siz salonda dansederken bizler savaştık. Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız, Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Olan işler dimağını azıcık yorsun! Biliyorum elbisemle eğleniyorsun; Biliyorum baldırını o kadar nazla Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden... Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben Neyim? Bir hiç... işe güce yaramaz, topal... Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al: Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz! Ey gözünün rengi bana yabancı güzel, Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel! Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün. Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur, Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık; Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık; Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık... Gülme bana bakıp pek arsız arsız Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız! Sana karşı haykıranı mecbursun dinle; Bugün hesap göreceğiz artık seninle: Ben cephede geberirken, geride vatan Aşkı ile bin belalı işe can atan Anam, babam, karım, kızım eziliyorken Dağlar kadar yük altında... Gel, cevap ver, sen Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız? Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız! Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda... Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu: Sizin için harbederken yedim kurşunu. Onun için topal kaldı böyle bacağım, Onun için tütmez oldu artık ocağım. Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda. Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız, Bu amansız boğuşmada öldü yarımız, Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız Size şarap oldu sanki... Şehit canımız Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz; Zıpladınız,kudurdunuz arsız,edepsiz!... Gerçi salonlarda "yıldız" dı senin adın, Hakkikatte fahişesin ey alçak kadın! Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu: Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu. Omuzunda neden seni fuzuli çeksin? Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!.. Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#7 |
|
![]()
KÖMEN
Analım Tunga Er efsanesini; Duyalım geçmişin erkek sesini. Bürüyüp Tanrıdağ'ın çevresini Yine Gök Türk olalım, El kuralım. Ötüken-Yış durak olsun da bize Yürüsün ordular ordan denize. Çinli baş vermese, gelmezse dize Kağanın buyruğu vardır: Vuralım. Anlatılmaz, yüce bir erdem olan Bu akınlarda bulunmaz yorulan. Günü geldikçe de bizden sorulan Kan ve can vergisi olsun...Verelim! Ülkü uğrunda gönüller delidir. Kişiler ülkü için ölmelidir. Tanrı’nın insana değmiş elidir Şu ölüm adlı güzel şey... Saralım. Hiç düşündün mü niçindir yaşamak? Bir görev yapmak içindir yaşamak. Er kişiysen görevin neyse, başar. Zevke, eğlenceye hayvan da koşar. Görüyorsun nice hayvan yığını Ki yapar sadece hayvanlığını. Fakat onlar bile kendince yine Tükürürler Kardeş'in itlerine. O nasıl olmalı bir ruhu ölü, Ya da bir canlı, fakat kahpe dölü Ki sanar durduğu yer it inidir, Oysa bir şanlı şehitler sinidir. O fuhuş uzmanı çikletli dişi, Dişinin en kötü, en köhnemişi, Kaplamış ruhunu çirkef yosunu, Hiç umursar mı şehit ordusunu? Var mıdır onca tivistin ötesi? Adı üstünde: Köpek sosyetesi! Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü Kılavuz yap ebedi Gök Börü'yü. Çıkarıp Ergenekon'dan ulusu Türk'ü kılsın yine dünya ulusu. İzleyip Gök Börü'nün gölgesini Gezelim gel o Kömen ülkesini. Gönlümün özlemi yerdir orası, Gürler ufkunda yiğitlik borası. Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana. Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana. Orda erler: Kimi arslan, kimi pars'ın eşidir. Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın onbeşidir. Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası; Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası. Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük; Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük! Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa; Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa... Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu, Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu; Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır. Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır. Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu, Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu. Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi: Ebedi yiğit! Adı yok şehit! Kefenin: Vatan... Tabutun: Cihan... Yaşıyor ünün. Düşünüp övün, Damarında kan Bir alev midir? Yaşaman: Roman; Ölümün:Şiir. Sana yok ne taş, Ne de bir mezar. Bu hayat: Savaş! Ebedi uzar. Eşit olduğun Şu güneş: Tuğun. Tabutun: Vatan, Mezarın: Cihan. Adı yok yiğit! Ebedi şehit!.. Onu anmakla görür Türk soyu gökçek Kömeni: Doludizgin yarışan Tanrıkut'un dört tümeni... Bin asır geçse de rastlanmaz onun bir eşine, Buyruk aldım diye ok fırlatıyor evdeşine... Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları... Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna, Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna. O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı! Kun'u, Gök Türk'ü, Oğuz-Uygur'u, Kırgız'ı, Tatar'ı... O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü. Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü. Her zaman öyle ağırdır ki yiğitlik kefesi, Kahramanlar gibi ölmek o günün felsefesi... Onların sanki başak canları... Durmaz, biçilir... Toprağın içkisidir kanları, al al içilir. Tarihin bir olağanüstü ve şahane işi Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#8 |
|
![]()
TOPRAK - MAZİ
-Gel arkadaş, gel seninle az dertleşelim: Okuyarak hayat denen koca kitabı Gönüldeki yaraları biraz deşelim. Gömdüm kara topraklara melekten iyi, Perilerden nazlı, güzel bir sevgiliyi. Derin derin sızlıyor gönlümde yaram, Bana artık her saadet olmuştur haram. Beni sardı kefen gibi mazinin tülü, Yere batsın bu toprakla bu korkunç mazi! Orda çünkü sevgilimle sevgim gömülü… *** -Hey arkadaş sözünü bil, hem kendine gel, Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel. Bir sevgili kızı senden aldıysa toprak Bun a katlan, toprak için çünkü bu bir hak! Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi, Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi; Fışkırttığı serin sular bize can verir; Ormanları gönlümüze heyecan verir. Hey arkadaş sende insaf duygusu yok mu? Sana her şey veren, seni büyüten toprak Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu? Doğup ölmek… Millet için bunlar bir hızdır, Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır. Toprak bizim anamızdır… İnsan yasına Kapılarak nasıl söver öz anasına? Hakikat ne şu göklerin derinliğinde, Ne suların şairane serinliğinde… Aristonun mantığında zerresi yoktur, Fisagorda, Eflâtunda nebzesi yoktur. Mefkûreler âleminde olunca kıtlık Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık: Bir budala “zulüm yeter!” diye haykırır, Bir it çıkar “proleter” diye haykırır! Bir hayvanda hâkim olur cinsî heyecan, Froyt denen yahudiye gider verir can… Kimi kördür… Kendisine büyük gelir pek Lenin denen o maskara vatansız köpek… O ne felsefe ne de “din”in “hiç”inde, O, toprağın asırlardan beri içinde… Hakikati bulmak için onu eşmeli, Yükselmekten bir şey çıkmaz, derinleşmeli… Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur, Derinleşen hakikati toprakta bulur. Şu ne başı, ne de sonu olmıyan toprak Gömdüğümüz vücutlardan gıda alarak Bize hayat verir, bize tarih, mazi yaratır. Mazi köhne kitap değil, şanlı bir satır… Mazi ırkın yarattığı çoksun bir seldir, Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir, Geçmişlerin gecesinden ışık alırız… Bir düşünsen mazideki olan işleri Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır. İstersen gel yadedelim o geçmişleri… Kaynar elbet damarında halis Türk kanın, Damarında çünkü kanı var “Atilâ”nın, Avrupanın her ırkından toplanan ordu Onu Galya ovasında zorla durdurdu. İradesi yenilmeden sinirle ete Vatan için karısını bırakan “Mete” Yasa için kardeşini öldüren “Çingiz” Yeryüzünde bırakmadan küçücük bir iz Geçip giden milyonlarca adsız kahraman, Ki her biri bugün bize vermektedir şan, Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı, Hangisini hangisinden üstün tutmalı? Her birisi bu toprağın, bu ırkın malı… “Tonyukuk”un gizlenmiştir dehâ kanında, Bismark onun at uşağı olmaz yanında… “Alp Arslan”la “Kılıç Arslan” şanlı bir fasıl Avrupayı rezil eden “Yıldırım”… Nasıl? Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir Ankarada Yıldırımı eriten “Demir”… Bu kadar mı? Bu saydığım ancak bir kaçı! “Katerin”le neler yaptı acaba “Baltacı”? Anafarta cephesinde kim durdu en son? İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon? Sevdiğin kız şu toprağa eğer girdiyse, Sen toprağı eskisinden fazla benimse. Bil ki toprak ebediyen senin olmuştur. Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz Bir gayedir… Fakat bunun hududu dardır… Sevgiliden sevgili bir mefkûre vardır. Biz kız solar, yahut senin tükenir aşkın, İnsan kalmaz uzun zaman neşeli, taşkın… Ya mefkûre? Ebediyet onunla birdir, Kişioğlu müebbeden ona esirdir. En mukaddes iki “Var”a böyle söversen, Toprak ejder, mazi kanlı bir gece dersen, İleriye bakamazsın, gözün kamaşır. İstikbali kucağında bu mazi taşır… Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi Bu milletten çıkar mıydı bir büyük “GAZİ”? Kara toprak yine bizden gıda almasa Kalır mıydı aramızda türe yasa? Mazi bizim atamızdır, toprak anamız, Biri bizi yetiştirir, biri verir hız. Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü. Yabancılar bir gün yine akın ederse, Ve zaferi kendisine yakın ederse, Sevgilimi aldı diye bu kara toprak Tarihin ün meydanında uzun kalarak O toprağın uğruna sen can vermez misin? Bu maziyle bu toprağa küfürden sakın, Kendine gel, iradeni üstüne takıl! Savaşları, türeleri, yasalarıyla Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla Mazi ırkın yarattığı bir şaheserdir… Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir; Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın… Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın! Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır… Ve bunları inkar eden, bil ki alçaktır… Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#9 |
|
![]()
SELAM
İçim yine sevinçle dolup yanıyor; Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor. Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden; Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden; Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir. Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir. Gönülleri birleşenler ölse de bir gün Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün. Gönülleri birleşenler! Selam sizlere! Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere! Selam sana hücrelerde benzi solan genç! Selam sana ey yılları heba olan genç! İstikbalim gitti diye yaslanma sakın! İstikbalin değil, ruhun Tanrı'ya yakın! O yalancı istikbale bir perde indir! "Gerçek yarın" unutma ki bir gün senindir! Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! Kimbilir sen gizli gizli nasıl ağladın! Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün; Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün! Gür sütünle asladığın erlik cevheri Yapacaktır onu yaman bir çeri... Tek bir kadın değilsin sen... Sen bir ocaksın! Madem ki bir adın Atsız, katlanacaksın! Kafkasya'da can veren bir şehidin kızı Bir çeliktir... Yüreğinde erir her sızı... Varsın, bağrın fırkatıyle yavrunun yansın... Yansın, dayan! Çünkü sen de bir kahramansın! Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere! Ey rütbesi çalınanlar! Selam sizlere! Kardeş yahut arkadaştır diye evleri, Ocakları dağıtılan ülkü devleri! Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar! Ey ciğeri parçalanan kahpe veremden Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? Ciğerlerin sönüyorken Tanrı'yı andın; Tasa etme, gerçekleşir mukaddes andın. Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar İçtiğiniz ıztıraplar size kımızdır Bu acılar mazimize selamımızdır. En tatlı bir hayalimdir bu selam benim Kırk derece sıcaklıkta erirken tenim... Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar? Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar. Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler O'nun rahmet denizinde ruhlar serinler. Ey hırçın genç, ey güzel kız! Bırakın yası... Yeter temiz gönüllerin bizi anması... Toprak ana uyuturken koynunda bizi Yarinkiler biçicektir ektiğimizi, Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır! Selam şanlı mazimize! Selam yarına! Selam zafer ordusunun silahlarına! Ey geçmişin yiğitleri! Selam sizlere Ey yarının şehitleri! Selam sizlere! Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır Aranızda bulunacak güleç bir batır Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri Atılarak hepinizden daha ileri Güldürecek babasının yanık ruhunu Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu Karışınca gövdem yurdun topraklarına Ruhum uçar ırkımızın bayraklarına, Varlığın sevgisi onlara taşır Kendisi de ay-yıldıza belki karışır Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri Adım adım dolaşırken kutlu yerleri Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş? Haydi artık dinsin bütün ıztırapların Ufuklardan sanlı bir gün doğacak yarın Güzellikle sıcaklıkla ve ihtişamla... Kumandasız hazır olup onu selamla! Gönlündeki yaraların kanını dindir... Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
#10 |
|
![]()
SARI ZEYBEK
Şu dağların meşeleri karanlık, Etekleri olur çayır çimenlik Kızanlarla burda eder yarenlik, "Sarı Zeybek şu dağlara yaslanır, Yağmur yağar, pusatları ıslanır". Sarı Zeybek şu dağların eridir, Dağlar onun bütün yoğu varıdır. Kendi sarı, bindiği at dorudur; Attan inip şu dağlara yaslanır, Gözü dalar, bakışları puslanır. Sarı Zeybek dağdan dağa taşınır, Taşınır da yüce dağlar aşınır. Mola verip Gökçen kızı düşünür; Efe dağdan köye doğru seslenir, Yosma Gökçen sesi duyar, süslenir. Sevmesin mi Sarı Zeybek Gökçen'i? Yüzü melek, saçı ipek Gökçen'i? Bütün Aydın elinde tek Gökçen'i? Kız sevmeyen erin gönlü paslanır, Paslanırda imil imil yaslanır. Padişahın kulağına varırsa, Tutun diye devlet emir verirse , Üç yüz atlı, beş yüz yaya yürürse Dağlar, taşlar barut ile sislenir, Ölen ölür, anaları yaslanır. II Candarmalar genç efeyi sardılar, Kırk ölümden beğendiğin sordular; Kızanları bir bir yere serdiler. Sarı Zeybek kara sürmez şanına, Erlik için kıyar kendi canına. Nasıl olsa uçar da can, kalır ten; Bir ah tuttu şu dağları derinden. Sarı Zeybek vuruldu üç yerinden. "Yazık olsun Telli Doru şanına, Eğil de bak mor cepkenin kanına". Sarı Zeybek gün batarken vuruldu. Nabızları yavaş yavaş duruldu, Gözlerine kara perde gerildi Yiğit başı düşüp kaldı yanına, Bakmaz oldu mor cepkenin kanına. Sarı Zeybek öldü sanma, diridir; O, dağların yine eşsiz eridir, Bütün kızlar atık onun yarıdır. Vurulmuştur hepsi onun ününe. Can atarlar şimdi gerdek gününe. Sarı Zeybek şimdi artık masaldır, Sanma yıllar şerefini azaltır. Yiğitlerin dillerinde meseldir. Er kişiler kıyar da öz canına Bir damlacık leke sürmez şanına... Hüseyin Nihal ATSIZ
__________________
Msn İRTİßaT !...KeşKe ßu kadar ßüyük Sevdirmeseydin Kendini...! |
![]() |
![]() |
![]() |
Etiketler |
burada, ilgili, siirleri, topluyoruz, turklukle |
|
|