Geri git   CurcunaForum.Org > Türkiye Genel > Milli Unsurlar
Kayıt ol Yardım Topluluk

Milli Unsurlar Milli unsurlar.

 
 
LinkBack Seçenekler Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
Alt 09-18-2008   #1
Profil
Üye
 
burakdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: Eskişehir
Yaş: 36
Mesajlar: 86
Üye No: 9883

Seviye: 8 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Canlılık: 0 / 180
Çekicilik: 28 / 9185
Tecrübe: 23

Teşekkür

Teşekkürler: 0
0 Mesajina 0 Tesekkür Aldi
Rep
Rep Puanı : 10
Rep Gücü : 18
İtibar :
burakdeniz is on a distinguished road
Standart çanakkalenin saptırılışı ve hurafeler..

(MEDYADAN) BİLGİLENDİRME NOTU – 26- /// 29 Mart 2008
ÇANAKKALE'DEKİ SAPTIRMALAR
Turgut Özakman'nın Çanakkale savaşını anlatan; 'Diriliş Çanakkale 1915' adlı belgesel romanının önsözünden aldığım HURAFELERLE ilgili bir bölümü kısaltarak sunuyorum
'Çanakkale hakkındaki ciddi, dürüst, saygıdeğer araştırmaların dışında Üç Tür Yaklaşım Var;
Birinci Yaklaşım, Çanakkale'yi M. Kemal'siz, M. Kemal'i Yok Sayarak anlatmaya yelteniştir. Bu yaklaşımla yazılmış yazılar, bazı uyduruk kitap ve romanlar, ayrıca bu nitelikte CD'ler de var. Bu CD'ler Öğrencilere, Halka Ücretsiz dağıtılıyormuş. Utandırıcı bir durum. Bile bile Gerçeğe İhanet ediyor, tarihi kirletiyorlar. Dünyanın bildiği, onbinlerce belge ile kanıtlı gerçekleri değiştirmeye, çarpıtmaya cüret eden bu insanlar, ellerine fırsat geçse daha neler yaparlar?
Bir gençlik yalanla dolanla yetiştirilip eğitilir mi? Bu gençlikten kime hayır gelir? Allah bu güzel milleti ve ülkeyi cahilin, yalancının ve sahte tarihçinin şerrinden ve iktidarından korusun!
İkincisi: Çanakkale'de M.Kemal'in Rolünü Küçültmeye Çalışmak. Bu çizgide bir kaç yazar var. Bunlar 'Çanakkale'de M.Kemal Yoktu' Diyemiyorlar, bu kadar büyük bir yalanı göze alamıyorlar; ama M. Kemal'in Çanakkale Zaferi'ndeki rolünü bin dereden su getirerek, gülünç olmayı göze alarak Küçültmeye, Önemsizleştirme Dikkatten Kaçırmaya Çalışıyorlar. Bunlar gerçeğe saygısız, maksatlı, bilgisiz, zavallı, küçük kalemler. Sahte tarihçilere ve onların karanlık amaçlarına hizmet ediyorlar.
Üçüncü Tür Yaklaşım;
ÇANAKKALE'Yİ BİR MUCİZELER, KERAMETLER SERGİSİ HALİNDE ANLATMAK.
Bu hikâyelere bakılırsa Çanakkale savaşı askeri bir zafer değil. Komutanların, subayların ve Mehmetçiklerin önemli bir rolleri yok. Bunlara göre:
Savaşı, komutanlar, dövüşenler, can verenler değil, İlahi, Gizli Güçler, Veliler, Erenler, Dervişler Kazanmış. Yaygın bir örnek:
Nusrat Mayın Gemisiyle dökülen 26 mayın ile ilgili uydurma hikâyelerin biride Mehmet Gençcan'ın 'Çanakkale savaşlarından MENKIBELER' adlı kitabında bulunuyor.(s.23 vd.) Bu kitapta Çanakkale Savaşı'na hiç bir güzellik, derinlik, yücelik, değer katmayan bir hayli uydurma hikaye, daha doğru deyişle Hurafe var. Bu kitabı kim yayımlamış dersiniz? 1990'da, TC Kültür Bakanlığı!
Aynı hurafe biraz farklı olarak bir Gelibolu Rehberinde de yer alıyor. (Talha Uğurluel 'Çanakkale Savaşları Ve Gezi Rehberi). O müthiş 18 Mart Deniz Zaferi Bir Hurafeye İndirgeniyor. Bu kitapta akla ziyan daha bir sürü hurafe, saptırılmış bilgiler var.
Aynı hurafeyi bir başka yazarda kitabına almış, gerçekmiş gibi yansıtıyor. Bu yazarın bir tarih öğretmeni olması durumu daha trajikleştiriyor. (Mustafa Turan, 'Destanlaşan Çanakkale').kitapta o kadar Çok Yanlış Var Ki düzeltmek için öyle bir kitap daha yazmak gerek.
Bir insan, bir savaşta Allah'ın kendini koruyacağına, şehit olursa cennete gideceğine iman ederse, bu büyük bir kuvvettir. Ama sırf imanla, duayla, niyazla, çalışmadan, askerlik açısından hak etmeden, savaş sanatının gereklerini yerine getirmeden zafer kazanılmayacağını da bilir.
Yüz binlerin boğuştuğu bir savaş birkaç Mucize, birkaç Hurafe, bir kaç Kahraman ve Veli ile kazanılmaz; Böyle büyük bir savaş ve zafer böyle Masal gibi anlatılamaz.
Böyle büyük bir zaferin arkasında inançla birlikte bilgi, kurmaylık, komutanlık, eğitim, disiplin, bilinç, yurtseverlik, kahramanlık, özveri ve bir milletin olduğunu görmemek demek, bir savaşın ne olduğunu hiç bilmemek ve Çanakkale zaferini de hiç anlamamak demektir.
Bir SAVAŞ SIRF İMAN İLE, DUA İLE KAZANILSA MÜSLÜMANLAR HİÇ YENİLMEZLERDİ. OSMANLI İKİ YÜZ YILDIR YENİLİYORDU.
Böylesi Rehberler, Kitaplar Gelibolu'daki Şehitlikler'de Satılıyor. Kafileler halinde çocuklar, gençler Gelibolu'ya getiriliyor, şehitlikler gezdirilirken Özel rehberler, genç beyinleri bu hurafelerle yıkıyorlar. GERÇEK SAKLANIYOR, M.KEMAL ADI BİLE AĞIZLARA ALINMIYOR.
Bu insancıklar Çanakkale Savaşı'yla ile ilgili gerçekler hakkında hiç bir şey öğrenmeden, hurafelerin yarattığı zihin bulanıklığı içinde Gelibolu'dan ayrılıyorlar. GÜN GELECEK BU BİLGİ VE KAFAYLA TÜRKİYE'Yİ YÖNETMEYE HEVESLENECEKLER.
Halk muhayyilesi bir zaferi süslemek, yüceltmek için bazı olağanüstü hikâyeler yaratabilir. Bu tıpkı türkü yakmak gibi doğal, güzel masum bir şeydir. Bunlara Menkıbe denilir. Gerçek olmadığı bilinir. Bu nedenle tarih kitaplarında yer almaz. Ancak edebiyat ve halkbilimi bakımından bir değer taşır. Ancak aktardığım bu örnekler, gerçek olmadığı gibi halk yaratısı menkıbe de değildir.
Bunları uyduranlara göre
ÇANAKKALE ASKERİ BİR ZAFER DEĞİL, MUCİZELER SERGİSİ. ASKERİ BİR ANLAMI, DEĞERİ, YÜCELİĞİ YOK.
ŞEHİTLER BOŞUNA ÖLMÜŞ. Askeri Tarih Kitapları Boşuna Yazılmış.
Bu sahte menkıbeler, uyduruk hikâyeler Çanakkale zaferini basitleştiriyor, masallaştırıyor, gerçek olmaktan uzaklaştırıyor büyüklüğünü, anlamını ZEDELİYOR KAHRAMANLARIN, MİLLETİN HAKKINI YİYOR, daha önemlisi, zaferin, dirilişin gerçek nedenlerini örtbas ediyor.

Hurafecilik Allah'la yetinmiyor, Çanakkale Savaşı'na Hazret-İ Peygamber'i de katıyor.
Hz. Peygamber 1915 yılında, Çanakkale savaşı sırasında türbedarının rüyasına girerek demiş ki:
'Ben şimdi Medine'mde değilim. Çanakkale'deyim. Çok zor durumda olan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Şimdi onlara yardım ediyorum.' Bu da yetmiyor, Yazar Mehmet Gençcan 'Çanakkale'ye Anadolu'dan alay alay, tabur tabur erenler, veliler ordusunun geldiğini de ekliyor. İnsanın Sorası Geliyor:
Bir: Yüce Allah, Hz. Peygamber, erenler ve veliler, iki yüzyıldan beri yenilip duran Osmanlı Devleti'ne ve ordularına neden böyle yardım etmediler? Rusya ile savaşlarda, hele Balkan Savaşı'nda acaba neden hiç yardımcı olmadılar? Sarıkamış'ta, Süveyş'te Filistin'de, Kudüs'te, Suriye'de, ırak'ta, Bağdat'ta, Musul'da niye hiç yardıma koşmadılar?
Soru İki: Allah'ın taraf olduğu bir savaş 9 ay sürer mi? yani İngilizler ve Fransızlar yüce Allah'a 9 ay kafa tutabilecek kadar güçlü müydüler? Bunu düşündürmek allah'a saygısızlık, kudretine inançsızlık olmuyor mu?
Üç: Menkıbelerde anlatılan onca mucizeye rağmen, 3 yıl sonra yenildik, İngilizler ve Fransızlar 1918 Kasımında Gelibolu'yu Çanakkale'yi ve düşmanın ele geçirmemesi için yüz bine yakın şehit verdiğimiz İstanbul'u işgal ettiler.
Hurafe Beyni Uyuşturur. Dini de, Gerçeği de Masala Çevirir. Uyduruk tarihle uyduruk gençlik yetişir. Çanakkale'nin hurafeye, yalana, abartıya, bulutlara, sislere, rüyalara, kısaca uydurma olağan üstülüklere ihtiyacı yoktur. KENDİ OLAĞANÜSTÜDÜR.
**************************
Bu hurafelere, tarihten birkaç örnek de ben sunayım:
'Tekke ve Zaviyeler, 30 Kasım 1925 tarihinde yasayla kaldırılmıştır. Yasa çıkarılırken, bunların Ortaçağ kurumları oldukları, modern bir devlette yer alamayacakları haklı olarak tartışılmıştır. Bunlar 'cehalet' ve 'irtica' merkezleri olarak tanımlanmışlardır. Halkın dimağını dumura uğratmakta, olayları sadece 'Hurafe' denilen 'uydurma kurallara' göre açıklamaktadırlar. Atatürk 30 Ağustos 1925'de Kastamonu'da yaptığı bir konuşmada buralar için;
'Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır. 1925 (Atatürk'ün S.D.II, S. 215)
Kuran Dışı Dincilik: 'Afganistan'dan Cezayir'e ve Kafkasya'dan Filistin'e çeşitli Müslüman gruplar vahşi şiddeti, sistematikleştirmekte ve Ayet okuyarak Allah adına masum insanları katletmektedirler.
İkinci Beyazıt zamanında Tokatlı Âlim Lütfi, Dine aykırı sayılan bir eserinden dolayı idam edildi.
Matbaadan bahsedenler idam cezası ile tehdit edildiler. Batı, tarihinin hiçbir devrinde görülmeyen büyük bilim adamları yetiştirirken, Osmanlı Medresesi, maziye ve teolojiye, sımsıkı, bağlı kaldı.'(108)

'Medreseler ki; verdikleri eğitimi, 'bilim'in aydınlattığı yolda değil, 'Dinin ve onu, kontrolü altına alan 'hurafe' ve 'safsatanın' mantık dışı ve pozitif bilime dayanmayan, karanlık, bilinmeyen ve Tanrısal güçlerle bütünleşmiş dogmalarına dayandırmaktaydılar.
Cehaletin doğurduğu hastalıklar, bünyemizi kemiriyor, bizi bugünkü hastalıklı hale getiriyor.. ...Peygamber'in, ölüm döşeğinde, ateşini düşürmek için, başına ve göğsüne ıslak bez koyduğu biline, biline, İslam dünyasına Üfürükçülük getirilmiş, hastalar 'Muska'yla, Üfürükle tedaviye çalışılmıştır' (32)
Hurafe konusunu Y. Nuri Öztürk'ün 'İslam Nasıl Yozlaştırıldı' isimli kitabından izleyelim:
'HURAFE: 'Tüm belaların anası olan cehaletin sosyal bir belirişi olan Hurafe, dinde yozlaşmanın besleyici zeminini oluşturan sinsi ve zehirli bir musibettir. Halk kitlelerini perişan eden bulaşıcı bir hastalıktır.
Hurafenin ana ocağı Yahudiliktir. Onu Hıristiyanlık izler. Bu 'Gelenek' 'Nazar'dan 'Muskacılığa', 'Falcılıktan' 'Cinciliğe', 'Melek Kanadı Saymaktan' 'Şeytan Çıkarmaya'kadar, akla gelebilecek tüm hurafe çeşitleriyle doludur... Bir zaman geldi ki, Türk insanı için 'DİN HAYATI', bir tür 'HURAFELER HAYATI' oluverdi.'
'Osmanlı Devletinin yükselme devri; Kanuni Sultan Süleyman [Trabzon 1494-Zigetvar 1566] devrine kadar sürmüştür. Bu çağa kadar İslam Dininin esaslarına sadık kalınmış, Din, dünya işlerine karıştırılmamış, Din, içine düzmeler sokulmamış, kısaca medeniyete engel yapılmamıştır..
...Kilise, Dinimize düzmeler sokturmaya çalışmakla beraber Medeniyete de cephe almıştı. Lakin Batı zihniyeti kilise taassubunun önüne dikildi. Kilise ve taassup, orada yıkıldı, gitti. Bizde ise çıkarcılar, Dinimize sokulan uydurmalara sarıldılar. Ve her yeniliğin önüne dikildiler. Bundan sonra bizde çöküntü başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküntüye yüz tutması ile Batı medeniyeti başlar..
...Bizim Dinimiz ise, cahilliğin çemberi içinde boğulmuş, çıkarcılar musallat ettirilmişlerdi. Bunlar 'Kara Cahil Kimselerdi.' Milleti uydurmalarla yanlış yola çeviriyorlar, onları yalan ve dolanla aldatıyorlardı. Her bir ileri harekete, gâvur icadı damgası yapıştırılmak suretiyle bilimde, fende sanatta bir adım ileri atmayı engelliyorlardı. Bunun için bir devrim yapmak, Dini dünya işlerinden ayırmak gerekti'(Süleyman Naziften aktaran: 83 nolu kaynak eser)
'Şeyhülislam'' fetva vermedikçe bir ismi, nüfus kâğıdınıza yazdıramıyor ve vaktiyle mezarlıktır, diyerek herhangi bir yerde yetişen yemişi yiyemiyor ve fizik deneyi yapamıyordunuz.' (32)
Askerlikten kurtulmanın yolunu 'Medreseye' yazılmakta bulan ve başına sardığı sarıkla Din Adamı olacağını sananların cehaleti sonucunda, Atatürk öncesi Türkiye, hurafe ve safsata bataklığı içinde adeta kaybolmuşa benziyordu. Örneğin:
'1774'de Ruslarla yapılan Kaynarca Barış Antlaşmasını imzaya giden Osmanlı delegeleri, Rus delegelerinin geçeceği yollara 'Ayetler Yazılı Birtakım Kağıtları' gömerek, güya, oradan geçecek Rus delegelerinin dilleri tutulacağına inanıyorlardı. Diğer taraftan bir kısım Din Adamlarımız da sandıklardaki çamaşırları, güveler yemesin diye, Ayeti Kerime yazılı kâğıtları sandıklara koymanın faydasını halka inandırabilmişti.' (Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün sohbetlerinden)
'Kırım Savaşı sonrasında, Üsküdar'daki Selimiye Kışlası'nda hasta ve yaralı askerlere peçesiz kadınların bakmakta olduğu duyulunca, 'Dinci Müslümanlar' telaşa kapıldılar 1855 Şubat'ında, Boğaz'ın iki yanını sarsan bir 'deprem' olunca da bunun nedeninin, 'mahrem' yerlerini açan kadınlar olduğuna inanalar oldu.' (162, Alan Palmer'den)
'Yıldız Sarayı'ndaki 1309 ve 1311 numaralı kayıtlara göre; 'Veba' hastalığının yok edilmesi için 'Buhari'nin okutulması, salat ve selamın'okutulması ve 9,10 yaşlarındaki çocukların akşam ile yatsı namazları arasında, minarelere çıkarılıp, ya da yüksek yerlerde 'Rahman Suresinin' okutulması yetkililerce önerilmiştir.' (162, Mustafa Çoşturoğlu'ndan)
'Balkan Savaşı kaybedilmek üzeredir. Savaşı yöneten subaylar da çağın bilimselliğinden uzak olarak, savaş sırasında yitirdikleri yollarını, '...Müslümanların kitabı olan Kuran'ı(n) ortasından bir iple bağlamış (lar), bu ipe bir anahtar geçirmiş (ler) Mukaddes Kitabı çeviriyor (lar), sonra bırakıyor (lar)' Kuran'ın durduğu yönü saptayarak, gidecekleri yönü tayin etmeye çalışıyorlardı' (162, Rahmi Apak, 'Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları'ndan)
Yıl 1912'dir, Balkan Savaşı bütün hızı ile devam etmektedir. Osmanlı Ordusu yenilmek üzeredir; ordunun yenilgiden kurtulması için, Şeyhülislam'' makamının düşündüğü tedbir nedir? Çok kolay, 4444 kere dua okunacaktır. Biraz aklı ve mantığı olan bir insan, bu duruma nasıl evet diyebilir?

Araştırmacı-yazar Hüsamettin Ünsal, 'Laiklik ve Atatürk'ün Laiklik Politikası' isimli eserinde taassup konusunda neler saptamıştır?:
'Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar diş doldurması, çekilen dişin yerine diş takılması Din bakımından yasaktı. Saç uzatma, setre pantolon giyme, kravat bağlama, frenk gömleği giyme, çatal bıçakla yemek yeme, denize girme büyük günahlar arasındaydı. 'Basımevi' günah, 'Fabrika' günah, 'Tiyatro' günah, 'Karyola' günah, 'Tramvay' günah, 'Elektrik' günahtı. Sonuç olarak doğuştan ölünceye kadar yaşantımızın her anını, rüyalarımız da dahil, Dini yanlış anlayan kişilerin uydurdukları kurallara göre sürdürmek zorundaydık..
...Hıristiyan ülkelerdeki her Yenilik Günah, Müslüman ülkelerdeki her Gerilik Sevaptı'.(7)
Atatürk; hurafe, şeyhlik ve evliyalar için düşüncesini şöyle ifade etmektedir:
'Yurt toprağını karış, karış kanını akıtarak ve canını vererek savaşan Mehmetçiğin hakkını ben 'Evliya'lara' kaptırmam. Kimileri benim bu davranışıma, halkın inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele, yurdun savunmasında güvenilecek gücün 'evliyaların', 'yatırların' 'maneviyatı' olamayacağını hatırlatmayı artık zorunlu bulmuştum' Mustafa Kemal(Kadri Yaman, 'Yurt Müdafaasında Türk Gençliği,' 1938)
Şeyhler ve Evliyalar hakkında Aydın Canbak'ın Hürriyet Gazetesindeki 'Pano' isimli köşesindeki, yazısından, Atatürk'ü destekleyen, küçük bir alıntıyı sunmak istiyorum:
'...İstanbul fethedilmiş, Fatih, tebrikleri kabul ediyor. Gelen; 'Şeyhlerin, Evliyaların zaferdeki büyük payını anlatıyor; Bir-üç-beş, Fatih Sultan Mehmet sinirlenmiş. Çekmiş kılıcını ve bağırmış:
'Ağalar, Bu Kılıcın Zaferde Hiç Mi Hakkı Yok'

(Hürriyet Gazetesi, 23. Ekim 2000)






--
Karanlığın en koyu olduğu an,
Aydınlığın en yakın olduğu zamandır.




'Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.'
Mustafa Kemal ATATÜRK
burakdeniz is offline burakdeniz isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.   Alıntı ile Cevapla
 

Etiketler
canakkalenin, hurafeler, saptirilisi


Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:31.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.