Sümer dil ve kültürü
Irak'ın işgali ve Sümer-Aggad emanetlerinin yıkım ve yağmalanması
dikkatlerin eski kültür değerleri üzerinde toplanmasına yol açtı. Sümer kültürü üzerine yoğunlaşıldığı şu anda
Sümer uygarlığı ile bu uygarlığın etkilediği kültürler arası ilişkilerin karıştırılmasına dikkat etmek gerekiyor.
Mezopotamya topraklarında iki asıl topluluk bulunuyordu; kuzeyde semitik topluluklar; güneyde ise Sümerler diye adlandırılanlar. Yukarı ve Aşağı Mısır olarak bölünmüş iki topluluk arasında merkezi konfederatif bir yapının bulunması gibi
Kuzey ve Güney Mezopotamya'da da bir çeşit federatif bileşke bulunuyordu.
Kuzey Mezopotamya'da bulunan semitik Araplar ile güneyde bulunan Sümerler olarak adlandırılanlar
etnik köken bakımdan birbirinden farklıdırlar: Farklı iki dil konuşan ve farklı fiziki yapıya sahip iki topluluktur.
Eski kiltabletlerde Kuzey ve Güney toprakları ''ki En-gi ki-uri'' diye yazılırdı. Ki-en-gi
Sümerleri
Ki-uri ise kuzeydeki semitik toplulukları anlatıyordu. İlki
'Enki toprağı'
ikincisi ise 'Ur toprağı' anlamına geliyor: Bu ifadeler uzman konsesüsüyle ''Sümmer ve Akkad toprakları'' olarak tercüme edilmeye ve böyle tanıtılmaya başlanmıştır.
Akkad uygarlığı
Aggade
Yasal Sar anlamına gelen Sarukan
(Sargon) kıraliyetinin başkentidir ve Kuzey topraklarının tüm Mezopotamya'da egemenliği ele geçirdiği dönemi ifade ediyor. Babil ve Bağdat
Kuzey topraklarının temsilcileridir.
Semitik-arap toplum Sümerler ile iç içe yaşamış; bu kültürden etkilenmiş
bu kültürü benimseyip ilerletilmesine katkıda bulunmuş olsa da
Sümer kültürünün başlangıçtaki yaratıcıları Sümerler olarak adlandırılan ve Semitik topluluktan ayrı bir dile sahip olan topluluktu.
Daha sonra Sümerler olarak adlandırılan bu topluluğun bu bölgeye 'dışardan' geldiklerini biliyoruz. Fakat nereden geldiklerini bilim henüz çözememiştir: Bu konuda elimizde iki temel veri bulunuyor.
İlki
kazıt bulgularla ele geçen kiltablet yazıları aracılığıyla bu topluluğun dili.
Yazılı ilk tabletler kil veya taş üzerine yazılmış olarak MÖ 3300-3200 yıllarına denk düsen Uruk IV A kazıtlarında bulunmuştur. Bunlar Sümer dilinde yazılmıştı. Fakat Sümerlerin yazıyı yaratmaları ve kullanmaları
bize tarihin kolayca yazılabilmesi olanağı vermediği gibi
dillerini tüm özellikleriyle tanıyabilme olanağı da sağlamıyor.
Sümer dilinin özelliklerini tanıtan onların kil tablet yazılarıdır. Çözümlenmesi yorum gerektirmesi bakımından daha zor olan erken dönem eski tabletlerin sayısı gerçekte çok fazla değildir. Bugünkü verilere göre
Uruk kazılarında bulunan MÖ.3200 dönemine ait tabletler en eskiler arasında yer almaktadır. Bir yüzyıl kadar sonra
MÖ.3100-3000 yıllarına
Cemdet Nasr dönemine ait olarak Kiş
Uruk ve Cemdet Nasr yerleşimlerinde bulunanlar daha fazla sayı oluşturuyor. Ur’da bulunanlar MÖ.2800-2700’lü
eski adı Suruppak (Uruffak) olarak okunan Fara tabletleri ise MÖ.2600’lü yıllara aittir. Geç döneme ait ise onbinlerce tablet ele geçirilmiştir.
Uzmanlar yazıtların anlamlarını genelde anlaşılır olarak çözümlemişlerse de
kelimeleri ses değerleriyle okuma bakımından ciddi sorunlar varlığını sürdürüyor. Sümerce ile günümüzde var olan dil aileleri arasında dil kökensel bağ kurabilme konusu da henüz bir çözüme ulaşmamıştır..
Kelime anlamı doğru verilmekle birlikte okunan seslerden oluşan dil
Sümer tabletlerini hazırlayanların kullandıkları dil olmak zorunda değildir. Günümüzde Çin alfabesi ile yazılmış gazete ve dergiler
Çin’in her yanında aynı anda okunmakta ve anlaşılmaktadır. Buna karşılık
aynı metni okuyan ve okuduğunu anlayan 80’e yakın farklı diyalekt ve dile sahip Çinliler kendi aralarındaki konuşmada kelimelerin ses değerleri farklı olduğu için birbirlerini anlayamazlar. Tek heceli Çince kelimeyi temsil eden her şekil
aynı anlamı taşımakla birlikte
her bölgede farklı bir sesle okunup konuşulmaktadır.
Uzmanlarımızın
Sümer tabletlerindeki aynı şekil veya kelimeyi farklı ses değerleriyle okumaları
başlangıçta daha farklı okurken sonradan bir başka şekilde okumaya başlamaları konunun henüz tüm yönleriyle çözümlenmemiş ve üzerinde durmak gerektiğini gösteren belirtilerdir.
Sümerce yalnızca güneyde değil kuzeyde de kültürel egemen dildi. Fakat artık yazı sistemi bilindiğine göre
semitik Akkadca dilinde de tablet yazılmaya başlanmıştı. Uzmanlarımızın
Mısır yazısına göre Sümer yazısını çok daha kolaylıkla çözümleme başarısını Sümer-Babil çift dilde hazırlanmış tabletlere borçluyuz.
Hartmut Schmokel
Sümer dili konusunda şöyle demektedir:
“Kelime yapısı bakımından Sümerce
heceli bir dildir. Bu tip bir dil Avrupa’da Fin-Uygur ve Asya’da da Türk dilleri tarafından temsil edilir. Genellikle tek heceli ve değişmez bir kökün
kendi başına anlamı olmayan eklerle kullanımından oluşur. Bu dilin bir diğer ayırt edici karakteri
aynı kelimenin çok anlamlı olmasıdır ki
örneğin Çin dilinde olduğu gibi
inişli-çıkışlı
ince ve kalın sonlama biçiminde vurgulama gerektirir.”
H.Schmokel
Sümer dilinin sesli harfler bakımından zenginliğine ve bu zenginliğin de onu hoş ve güzel kıldığına dikkat çekmekle birlikte
bu dilde eril-dişil ayırımının olmadığını saptamayı unutuyor. Sümercede dişi ve erkek tanrılar yalnızca tanrı olarak yazılmaktadır. Bu yüzden Bay Schmokel
Sümer metnini tercüme ederken tanrı ve tanrıça ayırımını ayrıca belirlemek zorunda kalmıştır. Sümer dilinde tanrı
dingir olarak okunuyor.
Leonard Woolley ise Sümer dili konusunda şöyle der:
“(Mezopotamya'ya) gelen sonuncu göçmenler Sümerler oldular. Bunlar yazılara ‘kara kafalar” diye aktarılan siyah saçlı bir halktı ve etimolojik bakımdan değilse bile
yapısı bakımından eski Turan Türkçesine benzeyen heceli bir dil konuşuyorlardı.”
Bay Woolley
tabletlerde Sümerlere ilişkin ‘kara kafa’ yazılmış olmasından doğrudan doğruya “kara saçlı bir halk” sonucuna ulaşmakla oldukça tedbirsiz davranmaktadır. Toplum birimlerinin renkler temelinde birbirlerinden ayrılması çok eskidir. “Kızılbaş” denince
kastedilenin saç renkleri olmadığı açıktır. “Karabaşlı halk” deyimi de
‘siyah saçlı bir halkı’ anlatmak için kullanılmış değildir; beyaz
kırmızı
kara ve mavi renkler topluluk belirleyicileri olarak şimdiki Mezopotamya giysilerinde de toplulukları ayırıcı olmaya devam ediyor.
Sümerologlar daha önce kıral karşılığı olan kelimeyi İsaag veya Patesi diye okuyorlardı. Bay Schmokel bir yerde “Enki’nin Sarayı=Etemen-enki” olarak okur
aynı sözcüğü bir başka yerde ise “Enlil’in sarayı=Nemetti-enlil” olarak okur. Bu demektir ki
aynı saray sözcüğünü Bay Schmokel
hecesel olarak bir sağdan başlayarak
bir de soldan başlayarak okumaktadır
her seferinde aynı anlamı bulmakta ve fakat her seferinde farklı bir dil kullanmaktadır.
Kısacası Sümer kelimelerinin doğru sesle okunuşu saptanmadan onun köklerinin aranması yönelim olarak bile yanlıştı. Bu durum Sümer etimolojisini “yaşayan ve ölü” hiçbir dile bağlayamamış olan uzmanlarımızın nerede tıkanmakta olduklarını da göstermektedir.
J.Louis Huot
SÜmer dili konusunda Woolley’den 50 yıl sonra benzer şeyleri tekrarlamaktan öteye gitmemektedir:
“Bizim yazıları anlamaya başladığımızdan beri
MÖ. 2500 yılları boyunca yazılan Sümercenin dil kökeni belirsizliğini korumaktadır. Daha 1869’ da
Fıransız Jules Oppert
ne Assurca ve ne de Babilce olan bu tablet diline Sümerce demişti. Fakat bu dilin bilimsel bakımdan varlığını temellendirmek ancak 1923 yılında Arno Poebel’in Sümer Gıramerini yayınlamasıyla olmuştur. Bu dil
heceli bir dildir ve yapısal olarak diğer bir çoğuna (bu arada örneğin Türkçeye ) benzemektedir. Fakat ses değeri
fonetik bakımdan
ölü veya yaşayan hiçbir benzeri yoktur.”
Bilimsel çaba
karşılaşabilecek olası sonuçlar hesaba katılarak yönlendirilemez. Bay Huot’nun bilimsel bir çalışmada kullandığı “diğer bir çoğu” gibi belirsiz tanımlamalar dikkat çekicidir. Kimlerdir bu bir çoğu? Eğer bu
özellikle yaratılmış bir ‘çokluk' eki değilse
heceli
önek-sonek takılı
eril-dişil ayırımı bulunmayan
tümüyle değilse de az heceli kelimesi fazla olan hangi dil ailesinin bu tanımlara uyan Sümer diline benzediği açıkça ortaya konulmak zorundadır.
Bay Huot’nun
Sümer ülkesini tanımlayan “Toprak.Önder.Kamış” olarak çizilmiş fikir-yazıdaki kelime için önerdiği ‘Ki.en.gi=Kengir’ sesi ile tengri arasında kuşkusuz bir ilişki vardır. Tanrı
Sümerce dingir olarak okunmaktadır. Bay Huot
Sümerlerin
’yer’e ‘ki’
göğe ‘an’
rüzgara da ‘yil’; yer ve gökten oluşan evrene An-ki dediklerini yineler. Şimdilik şu kadarını biliyoruz ki
Türkçe ve Moğolcada
yer
yir
kır
tan
yel
yil
tengri
tengere sözcükleri
Sümerlerle benzeş ses ve anlamda olmak üzere günümüzde de yaşamaktadır. *
Bay Huot’nun Sümer dili ile Türkçe arasında ilişki kurmaktan özellikle çekingen durması anlaşılabilir nedenlere dayanıyor: Mustafa Kemal döneminin “güneş dil” teorisi
çok fazla öne çıkarılmamış bile olsa
Sümer dilinin Türkçe ile benzerliğinin keşfedilmiş olma olgusundan güç almıştı.
Çoksatan Sümer kitapları yazarı ABD'li S.Noah Kramer de Sümer dili ile Türkçe arasında dil kökensel benzerliğe işaret edenler arasındadır.
Sümer heykel ve büstleri
bu topluluğun fiziki yapısı hakkında bir fikir veriyor; bu nokta
Sümer atalarının etnik kökenini anlamada elimizde bulunan ikinci veriyi oluşturuyor. Uzmanlar bu verilerden yola çıkarak Sümerlerin brakisefal bir ırk olduğunu öne sürmüşlerdi. Mustafa Kemal döneminde son derece yanlış gerekçelendirilen Güneş Dil teorisini savunanlar
birdenbire geri çekilmişlerdir. Bu durumun
Mustafa Kemal'in
Türk ırkı brakisefal bir ırk değildir
demesiyle ortaya çıktığı söyleniyor.
J.P.Roux’nun
coğrafi bir kavram olarak “Altay dil gurubu” kategorisine sokmaya çalıştığı Türk dil gurubu Moğolca ile birlikte
dünyanın geniş bir coğrafya toplamında şu anda da yaşayan
konuşulan bir dildir. Buna karşılık Bay Huot
Sümercenin Latince gibi konuşulmayan ölü bir dile dönüştüğünden emindir ve öteki meslektaşları gibi Latince örneğini kalıpsal kelimelerle yineler. Avrupalı aydınlarımızın Sümerce ile Latince arasında kurdukları bağ hiç olmazsa sonuçları bakımından yanlış bir karşılaştırmadır. Latince bütün bir Avrupa'ya dil öğretmenliği yaparak Vatikan’a çekilmişti.
Mezopotamya'da 4000 yıl egemen kültür olarak kalıcılık taşımış Sümer dili
ardında
kendisine ses değer bakımdan “tek bir benzeyen” bırakmadan nereye kaybolmuştur
Sümer kültür mirası
bir çok yönüyle henüz tam olarak değerlendirilmiş değildir. Sabırlı bilimsel çalışma
bu alanda da yükselen çağrıdır!
Safa Kaçmaz
Irak'ın işgali ve Sümer-Aggad emanetlerinin yıkım ve yağmalanması
dikkatlerin eski kültür değerleri üzerinde toplanmasına yol açtı. Sümer kültürü üzerine yoğunlaşıldığı şu anda
Sümer uygarlığı ile bu uygarlığın etkilediği kültürler arası ilişkilerin karıştırılmasına dikkat etmek gerekiyor.Mezopotamya topraklarında iki asıl topluluk bulunuyordu; kuzeyde semitik topluluklar; güneyde ise Sümerler diye adlandırılanlar. Yukarı ve Aşağı Mısır olarak bölünmüş iki topluluk arasında merkezi konfederatif bir yapının bulunması gibi
Kuzey ve Güney Mezopotamya'da da bir çeşit federatif bileşke bulunuyordu.Kuzey Mezopotamya'da bulunan semitik Araplar ile güneyde bulunan Sümerler olarak adlandırılanlar
etnik köken bakımdan birbirinden farklıdırlar: Farklı iki dil konuşan ve farklı fiziki yapıya sahip iki topluluktur.Eski kiltabletlerde Kuzey ve Güney toprakları ''ki En-gi ki-uri'' diye yazılırdı. Ki-en-gi
Sümerleri
Ki-uri ise kuzeydeki semitik toplulukları anlatıyordu. İlki
'Enki toprağı'
ikincisi ise 'Ur toprağı' anlamına geliyor: Bu ifadeler uzman konsesüsüyle ''Sümmer ve Akkad toprakları'' olarak tercüme edilmeye ve böyle tanıtılmaya başlanmıştır.Akkad uygarlığı
Aggade
Yasal Sar anlamına gelen Sarukan
(Sargon) kıraliyetinin başkentidir ve Kuzey topraklarının tüm Mezopotamya'da egemenliği ele geçirdiği dönemi ifade ediyor. Babil ve Bağdat
Kuzey topraklarının temsilcileridir.Semitik-arap toplum Sümerler ile iç içe yaşamış; bu kültürden etkilenmiş
bu kültürü benimseyip ilerletilmesine katkıda bulunmuş olsa da
Sümer kültürünün başlangıçtaki yaratıcıları Sümerler olarak adlandırılan ve Semitik topluluktan ayrı bir dile sahip olan topluluktu.Daha sonra Sümerler olarak adlandırılan bu topluluğun bu bölgeye 'dışardan' geldiklerini biliyoruz. Fakat nereden geldiklerini bilim henüz çözememiştir: Bu konuda elimizde iki temel veri bulunuyor.
İlki
kazıt bulgularla ele geçen kiltablet yazıları aracılığıyla bu topluluğun dili. Yazılı ilk tabletler kil veya taş üzerine yazılmış olarak MÖ 3300-3200 yıllarına denk düsen Uruk IV A kazıtlarında bulunmuştur. Bunlar Sümer dilinde yazılmıştı. Fakat Sümerlerin yazıyı yaratmaları ve kullanmaları
bize tarihin kolayca yazılabilmesi olanağı vermediği gibi
dillerini tüm özellikleriyle tanıyabilme olanağı da sağlamıyor.Sümer dilinin özelliklerini tanıtan onların kil tablet yazılarıdır. Çözümlenmesi yorum gerektirmesi bakımından daha zor olan erken dönem eski tabletlerin sayısı gerçekte çok fazla değildir. Bugünkü verilere göre
Uruk kazılarında bulunan MÖ.3200 dönemine ait tabletler en eskiler arasında yer almaktadır. Bir yüzyıl kadar sonra
MÖ.3100-3000 yıllarına
Cemdet Nasr dönemine ait olarak Kiş
Uruk ve Cemdet Nasr yerleşimlerinde bulunanlar daha fazla sayı oluşturuyor. Ur’da bulunanlar MÖ.2800-2700’lü
eski adı Suruppak (Uruffak) olarak okunan Fara tabletleri ise MÖ.2600’lü yıllara aittir. Geç döneme ait ise onbinlerce tablet ele geçirilmiştir. Uzmanlar yazıtların anlamlarını genelde anlaşılır olarak çözümlemişlerse de
kelimeleri ses değerleriyle okuma bakımından ciddi sorunlar varlığını sürdürüyor. Sümerce ile günümüzde var olan dil aileleri arasında dil kökensel bağ kurabilme konusu da henüz bir çözüme ulaşmamıştır..Kelime anlamı doğru verilmekle birlikte okunan seslerden oluşan dil
Sümer tabletlerini hazırlayanların kullandıkları dil olmak zorunda değildir. Günümüzde Çin alfabesi ile yazılmış gazete ve dergiler
Çin’in her yanında aynı anda okunmakta ve anlaşılmaktadır. Buna karşılık
aynı metni okuyan ve okuduğunu anlayan 80’e yakın farklı diyalekt ve dile sahip Çinliler kendi aralarındaki konuşmada kelimelerin ses değerleri farklı olduğu için birbirlerini anlayamazlar. Tek heceli Çince kelimeyi temsil eden her şekil
aynı anlamı taşımakla birlikte
her bölgede farklı bir sesle okunup konuşulmaktadır.Uzmanlarımızın
Sümer tabletlerindeki aynı şekil veya kelimeyi farklı ses değerleriyle okumaları
başlangıçta daha farklı okurken sonradan bir başka şekilde okumaya başlamaları konunun henüz tüm yönleriyle çözümlenmemiş ve üzerinde durmak gerektiğini gösteren belirtilerdir. Sümerce yalnızca güneyde değil kuzeyde de kültürel egemen dildi. Fakat artık yazı sistemi bilindiğine göre
semitik Akkadca dilinde de tablet yazılmaya başlanmıştı. Uzmanlarımızın
Mısır yazısına göre Sümer yazısını çok daha kolaylıkla çözümleme başarısını Sümer-Babil çift dilde hazırlanmış tabletlere borçluyuz.Hartmut Schmokel
Sümer dili konusunda şöyle demektedir: “Kelime yapısı bakımından Sümerce
heceli bir dildir. Bu tip bir dil Avrupa’da Fin-Uygur ve Asya’da da Türk dilleri tarafından temsil edilir. Genellikle tek heceli ve değişmez bir kökün
kendi başına anlamı olmayan eklerle kullanımından oluşur. Bu dilin bir diğer ayırt edici karakteri
aynı kelimenin çok anlamlı olmasıdır ki
örneğin Çin dilinde olduğu gibi
inişli-çıkışlı
ince ve kalın sonlama biçiminde vurgulama gerektirir.”H.Schmokel
Sümer dilinin sesli harfler bakımından zenginliğine ve bu zenginliğin de onu hoş ve güzel kıldığına dikkat çekmekle birlikte
bu dilde eril-dişil ayırımının olmadığını saptamayı unutuyor. Sümercede dişi ve erkek tanrılar yalnızca tanrı olarak yazılmaktadır. Bu yüzden Bay Schmokel
Sümer metnini tercüme ederken tanrı ve tanrıça ayırımını ayrıca belirlemek zorunda kalmıştır. Sümer dilinde tanrı
dingir olarak okunuyor.Leonard Woolley ise Sümer dili konusunda şöyle der:
“(Mezopotamya'ya) gelen sonuncu göçmenler Sümerler oldular. Bunlar yazılara ‘kara kafalar” diye aktarılan siyah saçlı bir halktı ve etimolojik bakımdan değilse bile
yapısı bakımından eski Turan Türkçesine benzeyen heceli bir dil konuşuyorlardı.” Bay Woolley
tabletlerde Sümerlere ilişkin ‘kara kafa’ yazılmış olmasından doğrudan doğruya “kara saçlı bir halk” sonucuna ulaşmakla oldukça tedbirsiz davranmaktadır. Toplum birimlerinin renkler temelinde birbirlerinden ayrılması çok eskidir. “Kızılbaş” denince
kastedilenin saç renkleri olmadığı açıktır. “Karabaşlı halk” deyimi de
‘siyah saçlı bir halkı’ anlatmak için kullanılmış değildir; beyaz
kırmızı
kara ve mavi renkler topluluk belirleyicileri olarak şimdiki Mezopotamya giysilerinde de toplulukları ayırıcı olmaya devam ediyor. Sümerologlar daha önce kıral karşılığı olan kelimeyi İsaag veya Patesi diye okuyorlardı. Bay Schmokel bir yerde “Enki’nin Sarayı=Etemen-enki” olarak okur
aynı sözcüğü bir başka yerde ise “Enlil’in sarayı=Nemetti-enlil” olarak okur. Bu demektir ki
aynı saray sözcüğünü Bay Schmokel
hecesel olarak bir sağdan başlayarak
bir de soldan başlayarak okumaktadır
her seferinde aynı anlamı bulmakta ve fakat her seferinde farklı bir dil kullanmaktadır.Kısacası Sümer kelimelerinin doğru sesle okunuşu saptanmadan onun köklerinin aranması yönelim olarak bile yanlıştı. Bu durum Sümer etimolojisini “yaşayan ve ölü” hiçbir dile bağlayamamış olan uzmanlarımızın nerede tıkanmakta olduklarını da göstermektedir.
J.Louis Huot
SÜmer dili konusunda Woolley’den 50 yıl sonra benzer şeyleri tekrarlamaktan öteye gitmemektedir:“Bizim yazıları anlamaya başladığımızdan beri
MÖ. 2500 yılları boyunca yazılan Sümercenin dil kökeni belirsizliğini korumaktadır. Daha 1869’ da
Fıransız Jules Oppert
ne Assurca ve ne de Babilce olan bu tablet diline Sümerce demişti. Fakat bu dilin bilimsel bakımdan varlığını temellendirmek ancak 1923 yılında Arno Poebel’in Sümer Gıramerini yayınlamasıyla olmuştur. Bu dil
heceli bir dildir ve yapısal olarak diğer bir çoğuna (bu arada örneğin Türkçeye ) benzemektedir. Fakat ses değeri
fonetik bakımdan
ölü veya yaşayan hiçbir benzeri yoktur.”Bilimsel çaba
karşılaşabilecek olası sonuçlar hesaba katılarak yönlendirilemez. Bay Huot’nun bilimsel bir çalışmada kullandığı “diğer bir çoğu” gibi belirsiz tanımlamalar dikkat çekicidir. Kimlerdir bu bir çoğu? Eğer bu
özellikle yaratılmış bir ‘çokluk' eki değilse
heceli
önek-sonek takılı
eril-dişil ayırımı bulunmayan
tümüyle değilse de az heceli kelimesi fazla olan hangi dil ailesinin bu tanımlara uyan Sümer diline benzediği açıkça ortaya konulmak zorundadır. Bay Huot’nun
Sümer ülkesini tanımlayan “Toprak.Önder.Kamış” olarak çizilmiş fikir-yazıdaki kelime için önerdiği ‘Ki.en.gi=Kengir’ sesi ile tengri arasında kuşkusuz bir ilişki vardır. Tanrı
Sümerce dingir olarak okunmaktadır. Bay Huot
Sümerlerin
’yer’e ‘ki’
göğe ‘an’
rüzgara da ‘yil’; yer ve gökten oluşan evrene An-ki dediklerini yineler. Şimdilik şu kadarını biliyoruz ki
Türkçe ve Moğolcada
yer
yir
kır
tan
yel
yil
tengri
tengere sözcükleri
Sümerlerle benzeş ses ve anlamda olmak üzere günümüzde de yaşamaktadır. *Bay Huot’nun Sümer dili ile Türkçe arasında ilişki kurmaktan özellikle çekingen durması anlaşılabilir nedenlere dayanıyor: Mustafa Kemal döneminin “güneş dil” teorisi
çok fazla öne çıkarılmamış bile olsa
Sümer dilinin Türkçe ile benzerliğinin keşfedilmiş olma olgusundan güç almıştı.Çoksatan Sümer kitapları yazarı ABD'li S.Noah Kramer de Sümer dili ile Türkçe arasında dil kökensel benzerliğe işaret edenler arasındadır.
Sümer heykel ve büstleri
bu topluluğun fiziki yapısı hakkında bir fikir veriyor; bu nokta
Sümer atalarının etnik kökenini anlamada elimizde bulunan ikinci veriyi oluşturuyor. Uzmanlar bu verilerden yola çıkarak Sümerlerin brakisefal bir ırk olduğunu öne sürmüşlerdi. Mustafa Kemal döneminde son derece yanlış gerekçelendirilen Güneş Dil teorisini savunanlar
birdenbire geri çekilmişlerdir. Bu durumun
Mustafa Kemal'in
Türk ırkı brakisefal bir ırk değildir
demesiyle ortaya çıktığı söyleniyor. J.P.Roux’nun
coğrafi bir kavram olarak “Altay dil gurubu” kategorisine sokmaya çalıştığı Türk dil gurubu Moğolca ile birlikte
dünyanın geniş bir coğrafya toplamında şu anda da yaşayan
konuşulan bir dildir. Buna karşılık Bay Huot
Sümercenin Latince gibi konuşulmayan ölü bir dile dönüştüğünden emindir ve öteki meslektaşları gibi Latince örneğini kalıpsal kelimelerle yineler. Avrupalı aydınlarımızın Sümerce ile Latince arasında kurdukları bağ hiç olmazsa sonuçları bakımından yanlış bir karşılaştırmadır. Latince bütün bir Avrupa'ya dil öğretmenliği yaparak Vatikan’a çekilmişti.Mezopotamya'da 4000 yıl egemen kültür olarak kalıcılık taşımış Sümer dili
ardında
kendisine ses değer bakımdan “tek bir benzeyen” bırakmadan nereye kaybolmuşturSümer kültür mirası
bir çok yönüyle henüz tam olarak değerlendirilmiş değildir. Sabırlı bilimsel çalışma
bu alanda da yükselen çağrıdır!Safa Kaçmaz
